ADINI İLK DUYDUĞUM GÜN
Yazar: Pınar zehra Ince

Selam tekrar. 🌷 Öncelikle ilk bölümü okuyup bana şans verdiğiniz için teşekkür ederim. Yorumlarınızı okumak beni gerçekten çok mutlu etti. Bu bölümde karakterimizi biraz daha yakından tanıyacağız ve hikâyenin kapıları yavaş yavaş aralanmaya başlayacak. Umarım bu bölümü de severek okursunuz. Şimdiden hepinize keyifli okumalar. 🤍 2. Bölüm: Adını İlk Duyduğum Gün Bazı insanlarla sadece birkaç dakika geçirirsiniz. Ama nedense o birkaç dakika günlerinize yerleşir. Onu son gördüğüm sabahın üzerinden üç gün geçmişti. Üç gün boyunca kendime onun sıradan bir yabancı olduğunu söyleyip durmuştum. Başarılı olamamıştım. Her sabah aynı durakta beklerken gözlerim istemsizce etrafı tarıyordu. Onu aradığımı kendime bile itiraf etmiyordum. Ama gelmiyordu. Belki de başka bir semtte yaşıyordu. Belki de o sabah tamamen tesadüfen karşılaşmıştık. Belki de onu bir daha hiç görmeyecektim. Bu düşünce nedense içimde tuhaf bir boşluk bırakıyordu. Kendime kızıyordum. Çünkü hakkında hiçbir şey bilmediğim birini düşünmek için hiçbir sebebim yoktu. Adını bile bilmiyordum. Oysa ben insanların adlarını öğrenmeden onlarla ilgili hayal kurmayı sevmezdim. Ama o farklıydı. Bunun nedenini açıklayamıyordum. O sabah üniversiteye erken gittim. Hava her zamanki gibi soğuktu. Kampüsün bahçesinde yürürken elimde sıcak kahve vardı. Ağaçlardan düşen sarı yapraklar rüzgârla savruluyordu. Her şey sakin görünüyordu. Ta ki o ismi duyana kadar. "Ateş geliyor." İki öğrencinin konuşmasına istemsizce kulak misafiri oldum. "Bu dönem de bölüm birincisi olacak kesin." "Adam çalışmayı hiç bırakmıyor." "Ateş başka seviye ya." İsmi duyduğum an duraksadım. Ateş. Otobüste gördüğüm kitabın adı. Kalbim sebepsiz yere hızlandı. Kendi kendime güldüm. Ne kadar saçma düşünüyordum. Bu şehirde kim bilir kaç kişinin adı Ateş'ti. Tam merdivenlere yönelmiştim ki kalabalık bir anda hareketlendi. Birileri geliyordu. Başımı kaldırdım. Ve onu gördüm. Bir anlığına nefes almayı unuttum. Oydu. Otobüs durağındaki çocuk. Kahverengi gözleri. Sakin yürüyüşü. Yüzündeki o tuhaf huzur. Hepsi aynıydı. Demek gerçekten adı Ateş'ti. Yanında birkaç arkadaşı vardı. Bir şey anlatıyorlardı ama o pek konuşmuyordu. Daha çok dinleyen taraftaydı. Bu ayrıntıyı neden fark ettiğimi bilmiyorum. Ama fark etmiştim. Yanımdan geçip gideceğini düşündüm. Beni hatırlamazdı. Hatırlaması için hiçbir sebep yoktu. Ama tam önümden geçerken bakışları bana takıldı. Ve durdu. Gülümsedi. "O gün notlarını kurtarabildin mi?" Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Beni hatırlamıştı. Üstelik ilk konuşan da oydu. "Evet." Sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı. "Sayende." Başını hafifçe salladı. "İyi olmuş." Sonra arkadaşlarından biri seslendi. "Ateş, geliyoruz." Bana son kez bakıp uzaklaştı. Hepsi birkaç saniye sürmüştü. Ama ben bütün gün o birkaç saniyeyi düşündüm. Ders boyunca hocanın anlattıklarını duydum ama dinleyemedim. Defterime notlar aldım ama ne yazdığımı hatırlamıyordum. Aklım sürekli aynı yere gidiyordu. Beni neden hatırlamıştı? O sabah onun için de bir şey ifade etmiş miydi? Yoksa ben mi gereğinden fazla anlam yüklüyordum? Ders çıkışında kantine gittim. En yakın arkadaşım Elif beni görünce hemen karşıma oturdu. "Bugün çok dalgınsın." "Yorgunum." Yalan söylemiştim. "Yorgun değilsin." Kahvesinden bir yudum aldı. "Bir şey düşünüyorsun." Gözlerimi kaçırdım. Çünkü ilk kez birine anlatmak istediğim bir şey vardı. Ama anlatamıyordum. Babamın sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Bir kıza yakışan budur. Bir kız dikkatli olmalıdır. Bir kız kalbini kontrol etmelidir. Belki de bu yüzden sustum. O gün eve dönerken otobüsün camından dışarı baktım. Şehir aynı şehirdi. Yollar aynı yollardı. Ama içimde bir şey değişmiş gibiydi. Küçük. Belirsiz. Ama hissediliyordu. O gece uyumadan önce kendime son bir kez söyledim. "Bu sadece tesadüf." Ama kalbim bana inanmıyordu. Çünkü ilk kez bir yabancının adını öğrenmiştim. Ve o isim, zihnimden çıkmaya hiç niyetli görünmüyordu. Ateş...