BANA KALAN SEN

Bölüm 1

Yazar:

BANA KALAN SEN - Pınar zehra Ince kitap kapağı
BANA KALAN SEN kitap kapağı

Merhaba. Bu benim ilk hikâyem. Belki kusurlarım olacak, belki bazı yerlerde eksik kalacağım ama bu satırların hepsi kalbimden geliyor. Bu hikâyede sadece karakterlerin değil, biraz da benim izlerimi bulacaksınız. Bazen güleceğiz, bazen üzüleceğiz, bazen de bir cümlenin içinde kendimizi kaybedeceğiz. Eğer buraya kadar geldiyseniz, bana bir şans verdiğiniz için teşekkür ederim. Umarım bu yolculuk boyunca siz de karakterlerle birlikte hisseder, düşünür ve unutamayacağınız anılar biriktirirsiniz. Şimdi hikâyeye başlayalım...1. Bölüm: Sessiz Hayatım Ben Su. İnsanlar adımı duyunca hep gülümserdi. "Su gibi duru ol kızım." derdi annem. Belki de bu yüzden küçüklüğümden beri duygularımı içimde saklamayı öğrendim. Taşsam bile kimse görmesin istedim. Yirmi yaşındaydım. Dışarıdan bakınca sıradan bir hayatım vardı. Sabah uyanır, üniversiteye gider, derslerimi dinler, eve dönerdim. Arkadaşlarım vardı ama hiçbirine içimi tam olarak açamazdım. Çünkü bizim evde bazı şeyler konuşulmazdı. Hayaller... Aşk... Özgürlük... Babam bu kelimeleri sevmezdi. Ona göre bir kız fazla gülmemeli, fazla konuşmamalı, fazla hayal kurmamalıydı. Ben de yıllarca onun istediği gibi yaşamaya çalıştım. Ama insan bazen kendi kalbini susturamıyor. O gün bunu henüz bilmiyordum. Kasım ayının soğuk bir sabahıydı. Otobüs durağında bekliyordum. Gökyüzü griydi. İnsanlar aceleyle yanımdan geçiyordu. Kulaklığımı takmış, şarkı dinliyordum. Tam o sırada sert bir rüzgâr esti. Elimdeki notlar yere savruldu. Panikle eğilip toplamaya çalışırken bir çift siyah spor ayakkabı önümde durdu. Yere düşen kâğıtlardan birini aldı. Başımı kaldırdım. İlk kez o zaman gördüm onu. Uzundu. Koyu kahverengi gözleri vardı. Yüzünde garip bir sakinlik vardı. Elindeki kâğıdı bana uzattı. "Sanırım bunu düşürdün." Sesini ilk kez o gün duydum. Normal bir cümleydi. Ama nedense kalbim bir anlığına ritmini şaşırdı. "Teşekkür ederim." Gülümsedi. Sadece birkaç saniyelik bir gülümsemeydi. Ama uzun süre aklımdan çıkmayacaktı. Tam arkasını dönüp gidecekken yerde kalan son kâğıdı da aldı. Kâğıdın köşesine göz gezdirdi. Sonra bana uzatırken hafifçe gülümsedi. "Su." Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Adımı nereden bildiğini anlamamıştım. Kâğıdın üst köşesini işaret etti. İsmim yazıyordu. Kendime kızdım. O ise belli belirsiz gülmeye devam etti. "Tanıştığımıza memnun oldum, Su." Bu kez teşekkür etmek yerine sadece başımı sallayabildim. Çünkü kalbim, hiç tanımadığım birinin adımı söyleyişine gereğinden fazla takılmıştı. Otobüs geldi. İkimiz de bindik. Ben cam kenarına oturdum. O birkaç sıra önümdeydi. Bütün yol boyunca kendime kızdım. Çünkü durup dururken neden onu düşünüyordum? Sonuçta sadece düşen bir kâğıdı vermişti. Hepsi buydu. Bir ara başını cama yaslayıp dışarıyı izledi. Sonra otobüs bir kasisten geçerken elindeki kitap yere düştü. Kitabı yerden alırken kapağındaki yazıyı gördüm. Tek bir kelime vardı. "Ateş." O an bunun sadece kitabın adı olduğunu düşündüm. Otobüs bir sonraki durakta durdu. Ayağa kalktı. İnmeden önce bir anlığına dönüp bana baktı. Sonra kalabalığın arasında kaybolup gitti. Ben ise camdan dışarıyı izlerken kendime kızıyordum. Çünkü bir yabancıyı düşünmek için hiçbir sebebim yoktu. Ama nedense aklım hâlâ ondan çıkmıyordu. O gün adını bilmiyordum. Kim olduğunu bilmiyordum. Hayatıma nasıl dokunacağını da bilmiyordum. Tek bildiğim şey, içimde açıklayamadığım bir his olduğuydu. Sanki yıllardır sakin akan hayatıma görünmez bir taş düşmüş gibiydi. Dalgalar büyüyor, ben ise nedenini anlayamıyordum. O sabah hayatımın değiştiğini bilmiyordum. Bazı insanlar sessizce girer hayatına. Bazılarıysa fark etmeden kaderini değiştirir. Ve ben, kaderimin bana doğru yürüdüğünü henüz bilmiyordum.

Bölümün tamamını WritePad'de oku