Bana Gördüklerini Anlat

8

Yazar:

Bana Gördüklerini Anlat - pekbiafiliyalnizlik kitap kapağı
Bana Gördüklerini Anlat kitap kapağı

Sina için sabahlar artık birer uyanış değil, birer hesaplaşma seansıydı. Televizyondaki spor programlarında, adının yanına son şans ibaresi iliştirilmişti. Cumartesi günkü Bodrumspor derbisi, kariyerinin ya şahlanışı ya da mezar taşı olacaktı ama Sina'nın parmağını kıpırdatacak hali yoktu. Hayali ağrılarını bahane edip antrenmanları asıyor, evi bir zindana çeviriyordu. Kendini hiçe yakın hissediyordu. Ne Esin'in bitmek bilmeyen aramaları ne de Yalçın'ın kapıyı yumruklaması umurundaydı. Çamur bile sahibinin o ağır, ölü toprağı gibi çöken enerjisinden kaçıp köşesine sinmişti. Sina, her zaman birinci sırada olmaya alışık olduğu bu hayatta, şimdi yedek kulübesinin tozlu bir köşesine itildiğini hissediyor ve nefes almakta bile zorlanıyordu. Taraftarların ona attıkları destek mesajları ona ulaşmıyordu. Gazetelerde o güne dair, 'Çocuğu korudu,' haberlerinden de haberi yoktu. Yalçın, Sina'yı zorlayarak kendine getirme peşindeydi. Oysa Sina insanları çoktan aşmış ve hiçe sürüklenmek istiyordu. Öte yandan Sahare için dünya, yazdığı her satırla biraz daha aydınlanıyordu. Kitabı ilerledikçe içindeki o görülmez boşluklar doluyor, bir gün bu hikâyeyi herkese duyuracağı hayaliyle nefes alıyordu. Yağmurlu bir Perşembe akşamıydı. Banyodan yayılan sıcak buhar henüz dağılmamışken, ıslak saçlarından süzülen damlaların bornozunun omuzlarına bıraktığı koyu lekeleri umursamadı bile. Zihninde şimşek gibi çakan o birkaç cümle, sanki yazılmazsa sonsuza dek uçup gidecek birer fısıltı gibiydi. Kahvesinden yükselen duman, ekrandan yansıyan beyaz ışığa karışırken titreyen parmaklarıyla klavyeye uzandı. Sahare için o an dünya durmuştu. Sadece yazıyordu... "İnsan bazen kendi sesinde boğulur," diye başladı satırlarına. "Ama kelimeler, o dilsiz çığlıkların en güvenli limanıdır. Bir pusulanız yoksa, kendi hikayenizin kuzeyine sığınırsınız." Dışarıda yağmur camları döverken, Sahare bornozunun içinde büzülmüş, kahvesinin soğumasına izin vererek ruhunu o beyaz sayfaya boşaltıyordu. Bilgisayarın fanı zorlanarak dönüyor, sanki sahibinin bu telaşlı yaratım sürecine ayak uydurmaya çalışıyordu. O an Sahare, ne kadar kırılgan olursa olsun, elindeki bu hikâyenin onu her şeyden daha güçlü kıldığını hissetti. Her şey tam da istediği gibi giderken o felaket anı yaşandı. Masadaki kahve kupası, bir anlık dalgınlıkla devrildi ve Sahare'nin dünyayla kurduğu tek köprü olan o eski, beyaz bilgisayarının üzerine boşaldı. "Hayır, hayır! Lütfen gitme!" Sahare panikle yerinden sıçradı. Elleri titreyerek peçetelere sarıldı, klavyeyi silmeye çalışırken hıçkırıklarını tutamıyordu. Tüm emeği, o uykusuz geceleri o cihazın içindeydi. Çaresizliğin en saf haliyle telefonuna sarıldı. Artık tek sığınağı olan o uygulamayı açıp en yakınındaki kişiye bağlandı. Sina, havuzun buz gibi suyunda yorgun yorgun yüzerken telefonun o tanıdık melodisi bahçede yankılandı. Aslında kimsenin sesini duymak istemiyordu ama ekranın ışığında Sahare adını görünce yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi. Son günlerde sadece bu yardım çağrılarına cevap verirken insan olduğunu hatırlıyordu. Başka başka insanlar onu arıyor ve ilaçlarının son kullanma tarihlerini soruyorlardı. Ya da kıyafetlerinin rengini. Sina bu duruma alışmış ve o hiçlikte iyi gelmişti. Sudan çıkmadan, telefonunu havuzun kenarından kaptı. "Ne var akşam akşam? Rüyanda mı gördün beni yine?" diye açtı telefonu, sesindeki hırıltılı yorgunluğu gizlemeye çalışarak. Görüntülü aramada karşısına çıkan ilk şey üzerine kahve boca edilmiş, tuşlarından hala damlalar süzülen antika bir bilgisayardı. Sahare endişeyle konuştu. "Sana da merhaba, Zülfikar! Bilgisayarıma kahve döktüm! Sildim, ters çevirdim ama çalışmıyor. Ne yapmam lazım? Lütfen bir şey de içindeki her şey gidecek!" Sina, havuzdan çıkıp hafif uzayan saçlarındaki suyu arkaya iterek şezlonga yerleşti. Bir yandan titrerken bir yandan da kızı oyalamak için hemen yanındaki tabletinden ''bilgisayara kahve dökülünce ne yapılır?' diye aratmaya başladı. Kıza rezil olmak, bilmiyorum demek istemiyordu. "Sakin ol k…

Bölümün tamamını WritePad'de oku