Bana Gördüklerini Anlat- Tamamlandı
24
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

sınır 150 Ameliyatın üçüncü gününde Sina, bedeninde o hırpalayıcı ağrıları hissetse de artık kendini çok daha iyi ve güçlü hissediyordu. Çocukluğundan beri o yeşil sahalarda ağır antrenmanlarla dövdüğü çelik gibi vücudu, bu ağır operasyonu hızla göğüslemiş, bünyesi onu yine yarı yolda bırakmamıştı. Kendinden bir parçayı, canından öte sandığı o fedakarlıkla göğsünü gere gere verdiği en küçük kardeşi Zahit de gayet iyiydi. Fakat Sina bu saatten sonra kimseden ne bir minnet, ne bir kuru teşekkür, ne de sahte bir sevgi gösterisi bekliyordu. Zülfikar olarak o ameliyat masasına yatıp o iliği verirken, belki de çocukluğuna, o kırgın yıllarına ilk kez kendisi teşekkür etmiş, kendi yaralı ruhuna iyi gelmişti. Bu çetin ameliyat sürecinde de sonrasındaki o odada geçen uzun günlerde de yanında hep tek bir insanı görmüştü; Sahare'yi. Eskiden kan bağının, aile olmanın her şeyden önemli olduğunu sanırdı. Oysa bu yaşında, hayatın tüm o sillelerini yemişken anlıyordu ki; dünyadaki en değerli varlığı ona yüz çeviren kardeşleri değil, baş ucundan bir an bile ayrılmayan bu dertli kızdı. Sina Erdem, aşkın bu hayattaki her türlü bağdan, her türlü hırstan üstün olduğunu nihayet kabul eder haldeydi. Bıçak altına yattığı o anla birlikte, çocukluğundaki o kırgın Zülfikar'a da derin bir kesi atmıştı sanki. Artık geçmişin o ağır gölgesini sırtından atıp tamamen Sina Erdem olarak yoluna devam etmek istiyordu. İçinde garip bir hafifleme, feci bir rahatlama hissi vardı ama geleceğine dair o kapkara endişeler de bir türlü yakasını bırakmıyordu. Ameliyathanenin o soğuk kapısından içeri girerken aklına yine futbolculuğu, uzak kaldığı o çim sahalara olan o yakıcı özlemi basmıştı. O, tribünleri inleten Sina Erdem olduğu o efsane günleri geri istiyordu. Fakat yaşadığı bu hezimetten sonra çıkıp da kimseye kendini açıklamak, kimseden merhamet dilenmek istemiyordu. Hüzünlüydü, düşünceliydi, kafasının içi feci şekilde karmaşıktı. Sahare ise Sina'nın bu içsel bocalama ve karmaşasının tam aksine, hayatında hiç olmadığı kadar kendinden emin, ayakları yere sağlam basan bir duruştaydı. Sina ameliyattayken paylaştığı o video o kadar duru, o kadar gerçekti ki; insanlar izledikleri an Sahare'yi adeta kendi kızları, öz kardeşleri gibi bağırlarına basmışlardı. Mikro ifade uzmanları saatlerce ekranlarda Sahare'nin o mimiklerini, sesindeki o eşsiz içtenliği anlatıp duruyordu. Kısa sürede halkın gözünde Sina ile Sahare arasındaki bu aşk, hayranlık ve saygı uyandırmıştı. Sahare, toplumdaki bu devasa ilginin bir kısmının sırf kendisi görme engelli olduğu için doğduğunun elbette farkındaydı. Ancak insanlar ona acıyan o aşağılık gözlerle bakmıyordu artık; tam tersine, bu kızın ve sevdiği adamın bu ilişkide sonuna kadar mutlu olması için onlara canı gönülden destek veriyorlardı. Sahare'nin cebindeki o turuncu telefon günlerdir bir an bile susmuyordu. Ülkenin en büyük spor programları yayına bağlanması için peşinde koşuyor, ünlü gazeteciler onu konuşturmak, bir röportaj alabilmek için kapısında yatıyordu. Sahare ise tüm bu sansasyonel ilgiyi tek bir cümleyle geri çeviriyordu. "Sina'nın iyileşme sürecinde sadece onun yanında olacağım." Öte yandan, daha dün Sina'yı kulüplerine katmaktan, adının karıştığı o magazin haberleri yüzünden çekinen büyük futbol kulüpleri ise rüzgârın bir anda tersine dönmesiyle harekete geçmişti. Hem taraftarın gözünde aklanmak hem de imajı günden güne devleşen, halkın sevgilisi haline gelen bu yetenekli topçuyu kadrolarına katmak için pusuda bekliyorlardı. Sina'nın bu acımasız piyasadaki kimsesizliği, korumasızlığı en çıplak haliyle ortadaydı aslında. Bu ülkede Sina'dan çok daha büyük suçlar işleyen, yüz kızartıcı işlere bulaşan bir sürü futbolcu sahalarda fırtına gibi eserken; Sina sırf arkasında onu koruyacak bir güç olmadığı için aforoz edilmişti. Adalet, arkasında boş duvar olana pürüzsüz işliyordu işte. Peki buna gerçekten adalet denilebilir miydi? Hastane odasında yine o güneşli sabahlardan biri yaşanıyordu. Sina'nın dikiş yerlerinde ağrıları vardı ama b…