Bana Gördüklerini Anlat

2

Yazar:

Bana Gördüklerini Anlat - pekbiafiliyalnizlik kitap kapağı
Bana Gördüklerini Anlat kitap kapağı

Sahare, ses yalıtımlı kabinin o yoğun ve neredeyse elle tutulur sessizliğinin ortasında, mikrofonun soğuk metaline doğru hafifçe eğildi. Bu küçük oda, onun için dış dünyanın tüm karmaşasından arındığı, sadece nefesinin ve kelimelerin hüküm sürdüğü bir mabetti. Kulaklığını düzeltti. Parmak uçları, önündeki sehpanın üzerinde duran Braille alfabesiyle basılmış sayfaların üzerinde bir piyano virtüözü edasıyla geziniyordu. Her kabartma nokta, parmak uçlarından zihnine bir renk, bir koku, bir duygu olarak akıyordu. Kayıt odasındaki o tanıdık başla sesini işitti. Derin bir nefes aldı. Sesi, kadife bir kumaşın mermer üzerinde süzülmesi gibi pürüzsüz ve duruydu. Mikrofonun hassas diyaframına doğru, çok sevdiği bir romanı okumaya başladı. "İçimizde öyle bir şeytan var ki, bizi bizden daha iyi tanıyor. Bütün zaaflarımızı, bütün hırslarımızı biliyor ve en zayıf anımızda fısıldıyor kulağımıza. Bizim irademiz dediğimiz o cılız ses, bu devasa fırtınanın önünde bir yaprak gibi savruluyor. Kendi kendimize verdiğimiz sözler, kendimizi ikna etmek için uydurduğumuz o yalanlar... Hepsi bu içimizdeki şeytanin birer oyuncağı. İnsan, ancak bu karanlığı kabul ettiğinde, kendi ışığını aramaya cesaret edebiliyor." (Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan) Sahare, mikrofonun önünde dökülen son kelimelerin yankısı kabinin içinde asılı kalırken sustu. Kayıt cihazının üzerindeki o küçük, kırmızı ışık hala canlı bir yarayı andırırcasına yanmaya devam ediyordu. Az önce seslendirdiği o İçimizdeki Şeytan Sahare için okuduğu her kitap gibi değerli bir yerdeydi. Her insanine içinde bir şeytan olduğunu o da düşünüyor ve bu şeytanı farklı yorumluyordu. Çocukluğundan beri sarıldığı kitaplar, onun için sadece kâğıt yığını değil, karanlığın içinde yeni kapılar aralayan büyülü anahtarlardı. "Harikaydın Sahare," dedi patronu Uygar Bey'in sesi hoparlörden odaya dolarak. Sahare bu samimi tebriğe zarif bir tebessümle karşılık verdi. Uygar Bey'den duyduğu iltifatlar onun hep gülümsetiyordu. Saatlerdir oturduğu, kendisine renginin bordo olduğu söylenen o rahatsız koltuktan büyük bir aşinalıkla kalktı. "Teşekkür ederim, Uygar Bey," dedi sesi hala o okuduğu metnin buğusunu taşırken. Üç aydır bu stüdyoda çalıştığı için artık kabinin her santimini zihnine kazımıştı. Hiçbir şeye çarpmadan, sanki görüyormuşçasına emin adımlarla çıktı odadan. Uygar Bey hep yaptığı gibi Sahare'nin elinden tutarak girişi yüksek kapıdan çıkmasına yardım etti. Sahare o kısacık temasta bile titreyen ve terleyen avuç içini kıyafetine sildi. Uygar Bey ile yan yana yürümeye başladılar. Uygar Bey'in bakışları, genç kızın gözlerindeydi. ''Sabahattin Ali'den ilk kitabındı, nasıl hissettin?'' Sahare, ilk kez hayranı olduğu yazarın, yani Sabahattin Ali'nin o eşsiz kitabını seslendirme teklifi aldığında kulaklarına inanamamıştı. Şaşkınlığı hem bir heyecan hem de tatlı bir mahcubiyet barındırıyordu. Çünkü stüdyoda ondan çok daha kıdemli, sesiyle yıllarını devirmiş başarılı seslendirmenler vardı. Yine de şans bu kez Sahare'nin kapısını çalmış, kucağına bırakılan o kadim satırlar daha okumaya başlamadan ruhunu ısıtmıştı. "Çok değerliydi, Uygar Bey. Yeniden teşekkür ederim," dedi Sahare. Sesi, az önce mikrofona bıraktığı o edebi tınının minnetle birleşmiş haliydi. "Ben teşekkür ederim," dedi Uygar Bey, genç kızın yüzündeki o samimi ve aydınlık gülümsemeyi hayranlıkla inceleyerek. Sesindeki o ilgiyi, hatta Sahare'ye özel olduğu her halinden belli olan yumuşaklığı gizleme gereği duymadan sordu. "Yarın kaç gibi gelebilirsin?" Sahare'nin tek işi kitap seslendirmek değildi, hayatı o kadar dolu ve ritmikti ki, bazen kendi zamanını parçalara bölmekte zorlanıyordu. Ablasına göre Sahare'nin bu denli yoğun çalışması, gençliğini bu kadar hırpalaması bir suçtu. Sahare yüzünü Uygar Bey'e doğru çevirdi, gözleri odaklanmasa da varlığıyla onu dinlediğini hissettirdi. "Maalesef net bir şey söyleyemem, size sabah haber versem olur mu?" Böyle dese de yarın ve öbür gün hatta diğer tüm günler bu stüdyoya gelmek istiyordum. Uygar Bey, Sahare…

Bölümün tamamını WritePad'de oku