Bana Gördüklerini Anlat- Tamamlandı
17
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

bga'ya yazdığım en uzun bölüm oldu. dönün dönün okuyun kuzucuklar & 17.bölüm: söyleyemediklerimden vurdular beni "Bir kaşığa kırk tane mantı nasıl sığsın ya?" diye söylendi Sina, elindeki çatalı tabağın kenarına bırakıp hayretle Sahare'yi izlerken. Sahare ise mis gibi sarımsaklı yoğurt ve kızgın tereyağı kokusunun arasında, büyük bir ciddiyetle kasedeki hakiki olduğu iddia edilen Kayseri mantılarını kaşığına sığdırmaya çalışıyordu. Yüzünde öyle pürüzsüz bir konsantrasyon vardı ki, Sina'ya adeta dünyayı kurtaracak bir operasyonu yönetiyormuş gibi kesin bir emir verdi. "Tamam, bunu da say. Söz, bu son." "Nesi son, Sahare ya? Mantı soğudu, buz gibi oldu şurada. On kere denedin, olmuyor kızım işte, sığmıyor!" dedi Sina kızarak. Ama yine de gözlerini kızın o telaşlı parmaklarından, kaşığı usulca doldurmaya çalışan narin ellerinden alamıyordu. Sahare bazen yemeklere elini sürüyor, el yordamıyla algılamaya çalışıyordu. Bu durumdan Sina hiç rahatsız olmuyordu. Aksine kendini kıza benzetmeye çalışıyordu. Onun hayatını fark etmeden kolaylaştırmaya çabalıyordu. Fark ettirmeden yapıyordu ki, Sahare mahcubiyet hissetsin istemiyordu. Sahare hafifçe oflayarak omuz silkti, saçlarının bukleleri omuzlarında sallandı. "Zülfikar, söylenmeyi bırak da saysana şunu!" Sina, sanki hayatının en önemli talimatını almış gibi öne doğru eğildi. Hayatındaki herkese karşı gelen Sina Erdem, kızın karşısında savunmasız kalıyordu. Gözlerini kaşıktaki minicik mantı tanelerine dikip emri yerine getirir gibi teker teker saymaya başladı. "Bir, iki, üç... yirmi dokuz, otuz. Otuz tane var." "Of," dedi Sahare dudaklarını büzüp hayal kırıklığıyla iç geçirerek. "Neden kırk olmuyor ki?" Sina sırtını koltuğa yaslayıp tavanı seyretti, yüzünde sevgi dolu bir çaresizlik vardı. "Allah'ım, dünyadaki her sorunumuz bitti, bir tek bu kaldı ya! Mantı kırklıyoruz salonun ortasında." Sahare'nin sahiden canı sıkılmıştı, kaşığı kâseye bırakıp oturduğu koltukta arkasına yaslandı. Kollarını göğsünde birleştirerek, "Kırk tane sığıyor dediler işte, yalan mıydı yani? Kandırdılar mı bizi?" diye mırıldandı. Duyduğu o yalan kelimesiyle Sina'nın içindeki o neşeli hava anında dağıldı. Göğsüne ani bir sızı saplanırken, sesindeki tonu korumaya çalışarak temkinli bir şekilde sordu. "Yalana çok mu karşısın?" Sahare hiç düşünmeden başını salladı, yüzü ciddileşmişti. "Aaa, ben balık burcuyum, yalandan nefret ederim. Hayatımdaki her şey net olmalı benim. Karanlığın içinde bir de yalanlarla yönümü kaybedemem." Sina, ardına gizlendiği o devasa Sina Erdem kimliğinin ağırlığı altında ezilerek kaşlarını kaldırdı. İçindeki o suçluluk yangınını her zamanki gibi hırçın bir mizahla örtbas etmeye çalıştı. "İyi... Ben çünkü bayılırım yalana. Zevk alırım ya, ben malım çünkü. Bayılırım, bayıla bayıla söylerim," dedi alaycı bir sesle. Sahare adamın bu takılmasını fark edince yüzündeki o asık ifadeyi dağıtıp gülümsedi. "Aman iyi, hadi yiyelim artık, çok acıktım." "Neden acıktın acaba?" diye takıldı Sina, çatalını yeniden eline alırken. "Altı üstü bir saattir mantı kırklatıyordun bana şurada." Sahare, sesin geldiği yöne doğru elini uzatıp Sina'nın o geniş, kaslı omzuna hafifçe vurdu. "Ye Zülküf ye, çok konuşma da ye!" Sina ve Sahare, televizyonun loş ışığının vurduğu salonun ortasındaki o ahşap sehpanın üzerine kaseleri yerleştirdiler. Sahare rahat edemeyince halıya oturdu. Bunu gören Sina kızın altına minder koymak istedi. Sahare bu ilgiye gülümserken, ''Üzerime hep böyle gölgen düşecek mi senin?'' diye sordu. Sina, ''Tek gölgem değil,'' dedi kızın dudaklarına bakarak. Sahare imayı anlasa da adını koyamadığı duygular onu zora sokuyordu. Ama emin olduğun tek şey Zülfikar'ın hayatında görmek istediği ilk üç insandan birisi olduğuydu. Sina ve Sahare mantı yemeye başladılar. Evin içi sıcacıktı, dışarıdaki o karmaşık dünyadan, magazin haberlerinden, futbol dünyasının o kirli kulislerinden, seslendirme stüdyosundan tamamen uzakta, sadece ikisine ait minik bir koza kurmuşlardı. Sina, çatalına taktığı mantıyı Sahare'nin ta…