10
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

sina ve sahare bu bölüm nihayet karşı karşıya geliyorlar. kitapla ilgili yorumların neler yorum bırakmayı unutma sınır 150. ⚽📕 Sina, uygulamanın partisinin yapıldığı mekânın kapısından bir fırtına gibi içeriye daldı. İçeride yükselen caz tınıları ve kristal kadehlerin tıkırtısı, onun içindeki öfkeyle tam bir tezat oluşturuyordu. Gözleriyle kimi, neyi aradığını tam olarak bilmeden masaların arasında gezindi. Keskin bakışları her yüzü tek tek tararken, ortamın asaletine tamamen aykırı duran o hırçın enerjisiyle tüm dikkatleri üzerine çekti. ''Sina Erdem mi o?'' ses kalabalığın içinden yükselince, bakışlar bir ok gibi ona döndü. Az önce Sahare'nin hakkında konuştuğu, sadece ismen bildiği Uygar bile şu an şaşkınlıkla ona bakıyordu. Sina, Sahare'nin orada olmadığını bir bakışta anladı. Tam hırsla çıkışa yönelecekken, bir kadın yolunu kesti. Yakasına yapışırcasına durdurdu. "Sina sana hayranım, lütfen bir fotoğraf." Normalde olsa çekilirdi ama şu an aklı Sahare'de olduğu için öfkeliydi. "Sina değilim ben," diye bir yalan söyledi. "Hadi ya kimsin o zaman?" Diye hesap sordu kalabalıktan bir adam. "Ebenin sikiyim birader!" Diyen Sina dişlerini sıkarak kendini dışarı attı. Arabasına binip gaza bastı. Muğla'nın bu dar, yabancısı olduğu sokaklarında bir hayalet gibi süzülmeye başladı. Kalbi, yarınki maçın heyecanından çok daha farklı, daha ağır bir ritimle çarpıyordu. Direksiyonu sıkarken dudaklarının arasından bir endişe döküldü. ''Umarım başına kötü bir şey gelmemiştir kızım umarım...'' Gözleriyle kızı arıyordu ama bulamıyordu. Öfkeyle karışık bir çaresizlikle küfrederek arabayı dar bir sokağa kırdı. Aracı öylece bırakıp aşağı indi. Üzerindeki sweatshirtün kapüşonunu başına çekip yüzünü gizlemeye çalıştı ama nafileydi, omuzlarındaki o heybetli duruş her yerden fark ediliyordu. Sabırsızlığı doruk noktasına ulaştığında, ıssız sokağın ortasında bağırdı. ''Sahare! Neredesin!'' Ses yankılandı ama cevap gelmedi. Sokaktaki insanlar ona o da sokaktaki insanlara dikkatle bakıyordu, birisinin Sahare olmasını umuyordu ama tık yoktu. "Seni bir bulayım! Beni merakta koymanın hesabını soracağım!" Diye inledi. Uzun zamandır kimseyi hatta kendini bile merak etmeyen Sina Erdem bu akşam delirmek üzereydi. Adımlarını denize doğru, rüzgârın daha sert estiği yöne çevirdi. Tam kıyıya yaklaştığında, yerde, taşların arasında tek başına duran bir baston gördü. Diz çöküp bastonu eline aldı. "İpucu bırakmış enayi! Hansel misin kızım sen!" Bastonun soğuk metalini kavrayıp denize doğru uzanan o uzun, ahşap iskeleye doğru koşmaya başladı. Adımları tahta zeminde tok sesler çıkarırken, iskelenin en ucunda, denize ayaklarını sarkıtmış o silüeti gördü. Üzerindeki lila elbise rüzgârda bir çiçek gibi savruluyor, saçları beline doğru bir şelale gibi akıyordu. Sina daha ona ulaşmadan, denizden kopup gelen sert bir rüzgâr Sahare'nin kokusunu getirdi. Buram buram bir yasemin kokusu... Sina olduğu yerde durdu, gözlerini kapattı ve o kokuyu içine hapsedercesine derin bir nefes aldı. Sahare'nin omuzları sarsılıyor, usul usul ağladığı çıkardığı o ince hıçkırıklardan anlaşılıyordu. Sina yaklaştıkça, Sahare'nin korkuyla irkildiğini fark etti. ''Kim var orada?'' dedi Sahare, sesi tir tir titriyordu. Sina, o sesi ilk kez canlı, kanlı ve tam karşısında duymanın verdiği heyecanla boğazını temizledi. Kelimeler boğazına dizildi, kekeleyerek cevap verdi: ''Ben geldim...'' Sahare sesi anında tanıdı. Şaşkınlığı, korkusunu bastırmıştı. ''Zülfikar?'' Sina, ismini onun dudaklarından duyunca yüzünde yaralı bir gülümseme belirdi. ''Evet, Zülfikar,'' diyerek yanına, iskelenin ucuna çöktü. Uzun bacaklarını aynı sahare gibi sallandırdı. Sahare boşluğa, denizin karanlığına bakıyordu. Sina ise hayatında kimseden utanmayan o adam, şimdi bu kırılgan kızın yüzüne bakmaya utanıyordu. ''Nasıl buldun beni?'' diye sordu merakla. ''Buldum işte,'' dedi Sina. ''Ötesini karıştırma.'' ''Şaşırdım,'' dedi Sahare. ''Şaşırma,'' dedi Sina. Bir süre sessiz kaldılar. Sina, havayı yumuşatmak için o her zamanki kaba am…