📚 9. BÖLÜM: Çitlerin Arkasındaki Korku ve Tehlike
Yazar: zeynep ay

(Ayşenur’un Anlatımıyla) Gümüşhane’nin puslu sabahı, bir önceki gecenin karanlığından farksızdı. Şehri çevreleyen o dik, heybetli dağların tepelerine taze kar düşmüştü ve oradan aşağıya, vadiye doğru esen rüzgar, insanın tenini bir ustura gibi kesiyordu. Okul bahçesindeki beton zemin, gece yağan kırağı yüzünden kaygan bir cam tabakasına dönüşmüştü. Adımlarımı dengede tutmaya çalışarak bahçede ilerlerken, gözlüklerimin sapını parmağımla sertçe burnumun üzerine ittim. Çantamın içindeki o gizemli günlük, artık sadece geçmişin bir kaydı değil, bizi kim olduğunu bilmediğimiz bir canavara doğru götüren tekinsiz bir pusulaydı. Alaz ve Eren, okul binasının arkasındaki, kimsenin pek uğramadığı eski kömürlük deposunun yakınlarında bekliyorlardı. Alaz’ın üzerinde yine o siyah montu vardı ama bu sefer kapüşonunu tamamen geriye atmıştı. Yüzündeki ifade, dün Coğrafya odasını basan o kontrolsüz öfkeden sıyrılmış, yerini pürüzsüz, donuk ve ölümcül bir avcı sakinliğine bırakmıştı. Düşmanının kim olduğunu biliyordu ama arkadaki o "üçüncü oyuncu" zihnini kurcalıyordu. "Geliyor," dedi Eren, gözleriyle okulun ana kapısından giren silüeti işaret ederek. Gelen Berk’ti. Ancak her zamanki o arkasına iki gölge alıp kasıla kasıla yürüyen, elindeki basketbol topunu parmağında çeviren kibirli çocuktan eser kalmamıştı. Yalnızdı. Omuzları çökmüş, gözleri etrafı panikle kolaçan eder bir haldeydi. Belli ki dün gece babasının evde kopardığı kıyametten, o sızdırılan e-posta skandalından sonra dünyası başına yıkılmıştı. Ahmet Hoca’nın ve babasının suç ortaklığı tüm ilçede konuşulmaya başlanmıştı bile. Alaz hiçbir şey söylemeden, adımlarını bir gölge gibi sessiz ama son derece kararlı bir ritimle Berk’e doğru yöneltti. Eren ve ben de hemen arkasından yürüdük. Berk, binanın arkasındaki tenhalığa doğru geçtiği an karşısında Alaz’ı gördü. Kaçmaya yeltendi, arkasına dönmek istedi ama Eren çoktan arkasındaki koridoru kapatmıştı. "Alaz..." dedi Berk. Sesi o kadar cılız çıktı ki, rüzgarın uğultusu neredeyse kelimelerini yutacaktı. "Bak, dün olanlar... Babamın o işlerle bir alakası..." Alaz, Berk’in cümlesini bitirmesine izin vermedi. İleriye doğru tek bir büyük adım attı ve sağ eliyle Berk’in kalın okul montunun yakasını kavradı. O muazzam güçle Berk’i geriye doğru sürükleyip okul bahçesinin sınırını çizen, paslanmış, dökülen demir çitlere sertçe yasladı. Demirlerin çıkardığı o tiz gıcırtı, Berk’in boğazından çıkan korku dolu hırıltıya karıştı. "Bana yalan söyleme Berk!" diye kükredi Alaz. Sesini yükseltmemişti ama tonundaki o saf tehdit, Berk’in dizlerinin bağını çözmeye yetti. "Dün o odaya fırlattığım gazete kupürünü, kütüphanedeki o günlüğü, babamın davasını... Hepsini biliyordun. Yıllardır o pis ağzınla beni 'Bal Kabağı' diye aşağılarken, arkanda o şerefsiz Coğrafya hocasının olduğunu biliyordun! Şimdi bana her şeyi anlatacaksın. O günlüğü kütüphaneye kim koydu?!" Berk’in gözleri korkudan faltaşı gibi açılmıştı. Elleriyle Alaz’ın bileğini tutmaya çalıştı ama Alaz’ın parmakları çelikten bir kelepçe gibi montuna kenetlenmişti. Çocuk tir tir titriyordu; gözlerinden yaşlar süzülmek üzereydi. "Yemin ederim ben yapmadım Alaz! Yalvarırım bırak, nefes alamıyorum!" diye feryat etti Berk, kafasını demir çitlerden kurtarmaya çalışarak. "O günlüğü kütüphaneye bırakan, o maili atan ben değilim! Benim o kadar kafam basar mı lan? Babam dün gece evde beni öldürüyordu neredeyse!" "Kim o zaman?!" diye araya girdi Eren, Berk’in tepesine dikilerek. "Kimin işi bu? O notları senin sıranın altına kim bıraktı?" Berk gözlerini bana doğru çevirdi, ardından tekrar Alaz’a baktı. Yüzündeki korku, sadece Alaz’dan duyduğu fiziksel korku değildi; daha büyük, soyut bir tehdidin dehşeti vardı gözlerinde. "Bana o notları ve babanın davasına ait eski belgeleri getiren... Okulun içinden biriydi," diye itiraf etti Berk, hıçkırarak. "Ama yüzünü hiç görmedim. Hep kapüşonlu, gri montlu biriydi. Okul çıkışlarında, o eski pasajın arkasındaki loş koridorda bana zarflar bırakıyordu. 'Alaz’ın üzerine bununla g…