📚 5. BÖLÜM: Sararmış Sayfalar ve Kütüphanedeki Gö
Yazar: zeynep ay

(Ayşenur’un Anlatımıyla) Ertesi gün, okulun bitiş zilinin sesiyle birlikte koridorlarda kopan o kargaşadan kendimi nasıl dışarı attığımı bilemedim. Ayaklarımı takip eden adımlarım, ezbere bildiğim o dik merdivenleri hızla tırmandı. Kütüphanenin kapısının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım, gözlüklerimi parmağımla sertçe burnumun üzerine doğru ittim ve kapının ağır ahşap kulpunu indirdim. İçerisi, her zamanki gibi sessizliğin ve eski kağıt kokusunun o tanıdık huzuruyla kaplıydı. Dışarıda Gümüşhane’nin puslu, gri gökyüzünden dökülen hafif bir yağmur pencereleri dövüyordu. Gözlerim hemen pencere kenarındaki o eski masamıza kaydı. Alaz oradaydı. Ama bu sefer her zamanki gibi kapüşonunu kafasına çekip saklanmamıştı. Montunu sandalyenin arkasına asmış, sadece siyah kazağıyla masanın başında oturuyordu. Ellerini masanın üzerinde birleştirmişti ve parmaklarının arasında buruşuk, kenarları hafifçe sararmış bir kağıt parçası tutuyordu. Yüzündeki o donuk, sert ifade, yerini derin bir endişeye ve adını koyamadığım bir huzursuzluğa bırakmıştı. Yavaş adımlarla masaya yaklaştım. Sandalyeyi çekerken çıkardığım hafif sese bile kafasını kaldırmadı, gözlerini elindeki o eski kağıttan ayırmıyordu. Karşısına oturdum, çantamı yanıma bıraktım. "Alaz?" diye fısıldadım, kütüphanenin o kutsal sessizliğini bozmaktan korkarak. "İyi misin? Mesajını aldıktan sonra... Merak ettim." Alaz yavaşça başını kaldırdı. Gözlerindeki o fırtına bu kez öfkeden değil, tamamen şaşkınlık ve bilinmezlikten besleniyordu. Elindeki buruşuk kağıdı masanın üzerinden bana doğru yavaşça itti. Parmakları hafifçe titriyordu. "Bu ne?" diye sordum, gözlüklerimin arkasından kağıdın üzerindeki eski, el yazısıyla yazılmış satırlara bakarak. "Babamın bana yazdığı son şiir," dedi Alaz. Sesi o kadar alçak, o kadar derinden geliyordu ki, bir an nefesimi tuttum. "Ortaokuldayken, o pazardaki olaylardan sonra eve ağlayarak gittiğim gün bana bu kağıdı vermişti. 'Sen bir kabuk değilsin oğlum, sen içindeki cevhersin' yazmıştı altına. Bu kağıdın orijinali benim evimde, odamdaki en gizli çekmecede kilitli duruyor." Kağıdı elime aldım. Eski, mürekkepli bir kalemle yazılmış dizeleri okurken tüylerim diken diken oldu. Ama kağıdın altına baktığımda, asıl şoku yaşadım. Orijinal bir el yazısı değil, bilgisayardan alınmış net bir tarama çıktısıydı bu. Ve kağıdın arkasında mor bir tükenmez kalemle yazılmış tek bir cümle vardı: “Kabağın içi açıldı Alaz. Ama içindekiler babanın sandığı kadar tatlı mı, göreceğiz.” "Bunu nerede buldun?" diye sordum, sesimin titremesine engel olamayarak. Alaz masaya doğru eğildi, gözlerini gözlerime dikti. "Dün öğlen, o matematik sınavından hemen sonra... Berk’in sırasının altında buruşturulup atılmış bir halde buldum. Eren’le birlikte sınıftan herkes çıktıktan sonra kontrol ediyorduk. Berk bunu oraya bilerek mi düşürdü, yoksa birisi onun sırasına mı bıraktı bilmiyorum. Ama Ayşenur... Okulda bizim bilmediğimiz, babamın geçmişini, ailemi ve en önemlisi evimdeki o çekmeceyi bile bilebilecek biri var. Ve bu oyun Berk’in zekasını aşar." Tam o sırada, kütüphanenin arka raflarından, felsefe kitaplarının olduğu o karanlık köşeden sert bir kitap düşme sesi geldi. Küt. İkimiz de aynı anda o tarafa döndük. Kütüphanede bizim dışımızda kimsenin olmaması gerekiyordu. Alaz anında ayağa kalktı, sandalyeyi geriye fırlatarak rafların arasına doğru fırladı. Ben de arkasından koştum. Gölgelerin arasında, kütüphanenin arka kapısından hızla çıkan, gri okul montlu birinin silüetini yakaladık. Alaz kapıya ulaştığında koridor bomboştu, sadece merdivenlerden aşağıya doğru yankılanan hızlı ayak sesleri kalmıştı. Alaz yumruğunu kütüphanenin kapı pervazına sertçe vurdu. "Kaçırdık," dedi dişlerinin arasından. Arkamıza döndüğümüzde, yere düşen kitabın felsefe rafından olmadığını, Alaz'ın masaya bıraktığı o sararmış kağıdın tam düştüğü yerin yakınlarında, yerde duran eski bir okul günlüğü olduğunu fark ettim. Günlüğün üzerinde hiçbir isim yazmıyordu ama kapağında küçük, çizilmiş bir bal kabağı amblemi v…