BAL KABAĞI

📚 7. BÖLÜM: Koridordaki Yangın ve Yüzleşme

Yazar:

BAL KABAĞI - zeynep ay kitap kapağı
BAL KABAĞI kitap kapağı

(Ayşenur’un Anlatımıyla) Alaz’ın eski kantinin kapısında kükreyen sesi, beton duvarlarda yankılanıp zihnime bir balyoz gibi inerken zamanın yavaşladığını hissettim. Gözlerindeki o çiğ, durdurulamaz öfke, yıllardır içinde biriktirdiği tüm o haksızlıkların, aşağılanmaların ve en çok da babasına yapılan o büyük ihanetin patlamasıydı. Yüzü gerim gerim gerilmiş, boynundaki damarlar adeta patlayacak raddeye gelmişti. Sıranın üzerindeki gazete kupürünü üzerine atılan bir pençe gibi kaptı. Parmaklarının arasında kağıdın buruşup yırtılma sesi, kantindeki o ölümcül sessizliği ikinci kez böldü. Arkasını dönüp merdivenlere doğru bir leopar gibi fırladığında, ilk hamleyi Eren yaptı. Çocukluk arkadaşını en iyi tanıyan oydu; bu öfkenin sonunun nereye varacağını çok iyi biliyordu. Eren ileri atılıp Alaz’ın ceketinin kolundan kavradı. "Alaz, dur! Kurban olayım bir dinle, böyle gidemezsin!" diye bağırdı Eren, tüm gücüyle onu geriye çekmeye çalışarak. Ancak Alaz, sanki arkasında bir insan yokmuş da hafif bir rüzgar varmış gibi, tek bir omuz hareketiyle Eren’i yana doğru savurdu. Eren’in sırtı tozlu duvarlara çarparken çıkan ses içimi ürpertti. Alaz merdivenlerin ilk basamağına adımını atmışken arkasına döndü. Gözlerindeki o simsiyah fırtına, hepimizi oldukları yere çivileyecek kadar keskin ve tehlikeliydi. "Bırak beni Eren!" diye kükredi. Sesi o eski kantinin boş tavanında, paslı borularında yankılandı, sanki binanın temeli sarsıldı. "Yıllardır bir yalanın, bir komplonun içinde yaşamışım ben! Babamın ekmeğini elinden alan, bizi bu şehirde açlığa mahkum eden, o yaşlı adamın gururunu kıran adamı başımda hoca diye taşımışım! Bana her 'Bal Kabağı' dediklerinde arkadan gülen o adammış! Şimdi o Coğrafya odasını o adamın başına yıkmazsam, o yalan şahitliğin hesabını sormazsam bana da Alaz demesinler!" Tek bir saniye bile beklemedi. Botlarının beton basamakları döven ağır ve ritmik sesleri, yukarıya, okulun ana koridoruna doğru hızla uzaklaştı. "Ayşenur, durma, koş!" diye bağırdı Selin, donakaldığım yerden beni sarsarak. Eren çoktan toparlanmış, merdivenleri üçer beşer tırmanmaya başlamıştı. Ceren ve Selin ile birlikte biz de arkasından fırladık. Eski kantinin loşluğundan çıkıp ikinci katın ana koridoruna ulaştığımızda, okulun o sıradan sabah rutininden eser kalmadığını gördüm. İlk dersin zili yeni çalmıştı, koridorlardaki öğrenciler sınıflarına girmek üzereydi ama herkes donmuş bir halde öğretmenler odasının olduğu tarafa bakıyordu. Alaz, önüne çıkan hiçbir şeyi görmüyordu. Sınıflarına girmeye çalışan birkaç hazırlık öğrencisi, onun o üzerlerine doğru gelen devasa öfkesini fark edip kendilerini duvar kenarlarına attılar. Alaz’ın hedefi netti: Koridorun en sonundaki, üzerinde pirinç levhayla “Coğrafya Bölümü Zümre Odası” yazan o kahverengi kapı. Eren bağırarak Alaz’a yetişmeye çalışıyordu: "Alaz! Yapma oğlum, disipline gidersin, okuldan atarlar! Haklıyken haksız duruma düşeceksin!" Ama Alaz duymuyordu. Kapının önüne geldiğinde yavaşlamadı bile. Sağ ayağını kaldırıp kapının kilit kısmına öyle sert, öyle muazzam bir tekme indirdi ki, ahşap kapı büyük bir çatırtıyla, adeta menteşelerinden sökülürcesine ardına kadar açıldı ve duvara çarptı. İçerideki masaların üzerinde duran haritalar, test kitapları sarsıntıdan yere döküldü. Biz nefes nefese odanın kapısına ulaştığımızda, içerideki manzara karşısında dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim. Odada sadece Ahmet Hoca vardı. Elindeki çay bardağıyla masasının başında oturmuş, muhtemelen Berk’in babasıyla olan o eski davanın evraklarını ya da okulun sınav kağıtlarını inceliyordu. Kapının bu şekilde kırılmasıyla yerinden sıçramış, çay bardağı elinden düşüp halının üzerine dökülmüştü. Yüzünde önce büyük bir şok, ardından Alaz’ın elindeki o yırtık gazete kupürünü görmesiyle birlikte pis, suçlu bir solgunluk belirdi. "Alaz? Bu ne cüret! Sen ne yaptığını sanıyorsun?!" diye bağırdı Ahmet Hoca, otoritesini korumaya çalışarak ayağa kalkıp masasının arkasına geçerek. Ama sesindeki o titremeyi, gözlerindeki o panik dalg…

Bölümün tamamını WritePad'de oku