BAL KABAĞI

📚 3. BÖLÜM: Tozlu Raflar ve İlk Çatlak

Yazar:

BAL KABAĞI - zeynep ay kitap kapağı
BAL KABAĞI kitap kapağı

Gümüşhane’nin kışı, ekim ayının sonlarına doğru kendini iyice hissettirmeye başlardı. Vadinin arasına sıkışmış bu şehirde hava karardığında, sokak lambalarının soluk sarı ışıkları sisi delmeye çalışır, dik yokuşlardan aşağı esen rüzgar insanın yüzünü bir jilet gibi keserdi. Okulun o kasvetli, gri duvarları arasında geçen yorucu bir günün ardından, adımlarım beni yine o tek sığınağıma, okul binasının en üst katındaki eski kütüphaneye götürmüştü. Burası benim krallığımdı. Yüksek tavanı, zemindeki gıcırdayan eski ahşap parkeleri ve en önemlisi, yılların birikimiyle etrafa yayılan o büyüleyici tozlu kağıt kokusu... İnsanların bitmek bilmeyen dedikodularından, ergenlik sancılarından ve en çok da koridorlarda yankılanan o acımasız uğultulardan kaçabilmek için sığındığım yegane limandı. Pencere kenarındaki, artık verniği tamamen soyulmuş ahşap masama kuruldum. Burnumun ucuna kadar düşmüş yuvarlak gözlüklerimi parmağımla sertçe yukarı doğru ittim. Bu hareket benim dış dünyayla aramdaki sınırı çizme yöntemimdi; gözlükler yukarı, dış dünya dışarı. Çantamdan kalın, yıpranmış kapaklı bir dünya klasiği çıkardım. Sayfaları açtığım an, Gümüşhane Lisesi’nin o boğucu havası kayboluyor, kendimi bambaşka bir yüzyılın, bambaşka bir şehrin sokaklarında buluyordum. Ancak kütüphanenin ağır ahşap kapısının gıcırtıyla açılması, beni o kağıttan dünyamdan sertçe kopardı. Başımı kaldırdım. Gözlüklerimin arkasından kapı eşiğinde duran silüete baktım. Gözlerime inanamamıştım. Gelen Alaz’dı. Montunun fermuarını her zamanki gibi boğazına kadar çekmiş, kapüşonunu kafasına geçirmişti. Elleri montunun ceplerindeydi ve omuzları o sabah koridorda gördüğümden çok daha gergindi. Kütüphaneye adım atarken adımlarını o kadar yavaş atıyordu ki, sanki her an bir tuzak basacakmış gibi tetikteydi. Bakışları raflarda gezindi, ardından pencer kenarında oturan beni fark etti. Göz göze geldiğimizde, o alışık olduğum, herkese karşı ördüğü o kalın, aşılmaz duvarın arkasındaki tereddütü gördüm. Hiç acele etmeden, kütüphanenin sessizliğini bozmamaya çalışarak bana doğru yürüdü. Tam karşımdaki sandalyeyi yavaşça çekti. Ahşabın zeminde çıkardığı o ince gıcırtı, sanki aramızdaki sessiz anlaşmanın ilk notasıydı. Sandalyeye oturdu, ellerini cebinden çıkardı ama masanın üzerine koymadı; dizlerinin üzerinde birleştirdi. "Buraya geleceğini biliyorum," dedi Alaz. Sesi o kadar alçaktı ki, rüzgarın pencere camına vuran uğultusu neredeyse sesini bastıracaktı. Ama o pürüzlü, yorgun tonu çok net duyabilmiştim. Gözlüklerimi bir kez daha düzelttim ve okuduğum kitabın arasına küçük, yaprak desenli ayracımı koyup kapağını yavaşça kapattım. "Ben hep buradayım Alaz," dedim sesimi onun tonuna uydurarak. "Asıl şaşırtıcı olan, senin burada olman. Okulda herkes senin kütüphanenin yerini bile bilmediğini düşünür." Hafifçe, sadece dudaklarının kenarıyla buruk bir şekilde gülümsedi. Bu gülümseme o kadar yabancıydı ki yüzüne, sanki canını yakıyormuş gibi duruyordu. "İnsanların benim hakkımda ne düşündüğü umurumda değil. Onlar sadece kendi kafalarında yarattıkları o canavarı görmek istiyorlar. Ama..." Duraksadı, bakışlarını masanın üzerindeki kalın kitaba dikti. "Dün akşam, o tepede... Bana söylediğin şeyler kafamı karıştı." "Hangi kısmı?" diye sordum, içimdeki merakı gizlemeye çalışarak. "O kabuğun beni de incittiğini söylemiştin," dedi. Başını kaldırdı, gözlerindeki o kapkara, fırtınalı bakışları doğrudan gözlerime kenetledi. "Haklıydın Ayşenur. Bu lanet olası lakaptan, insanların bana bakarken yüzlerinde beliren o alaycı ifadeden nefret ediyorum. Ama nefret etmek yetmiyor. O kabuğu kalınlaştırmazsam, canamızı daha çok yakıyorlar." Kalbimin sıkıştığını hissettim. Lise koridorlarında herkesin "bela mıknatısı", "kaba saba", "öfkeli" diye nitendirdiği bu çocuk, şu an karşımda oturmuş, kendi yaralarını kelimelerle tarif etmeye çalışıyordu. "Peki neden bu lakap Alaz?" diye sordum, sesimdeki tüm savunmayı indirerek. "Neden 'Bal Kabağı' dediklerinde bu kadar büyük bir yangın çıkıyor içinde? Sadece basit bir erge…

Bölümün tamamını WritePad'de oku