BAL KABAĞI

📚 28. BÖLÜM: Kanunun Gri Gölgesi

Yazar:

BAL KABAĞI - zeynep ay kitap kapağı
BAL KABAĞI kitap kapağı

(Alaz’ın Anlatımıyla) Hastanenin tavanındaki flüoresan lambaların çiğ beyaz ışığı, göz kapaklarımın arkasına sızıp zihnimdeki o kereste fabrikasının yangınını söndürmeye çalışıyordu ama nafileydi. Ne zaman gözlerimi kapatsam, o dairesel testerenin çeliğe sürten sağırlık yaratıcı çığlığını duyuyor, Süleyman Bey’in alnının ortasında açılan o iki karanlık delikten sızan hayatı görüyordum. Solumdaki sedyede Ayşenur’un parmakları parmaklarıma kenetlenmişti. Onun teninin sıcaklığı, benim buz tutmuş bedenimde kalan tek insani köprüydü. Eğer o eli bırakırsam, fabrikanın o katran karası zeminine, Süleyman’ın yanına geri düşecekmişim gibi hissediyordum. Plastik perdenin metal halkalarının boruya sürtünerek çıkardığı o keskin şırr sesiyle irkildim. İçeri giren Yavuz Başsavcı’nın adımları, adliye koridorlarındaki o bildik, kendinden emin ritmini kaybetmişti. Arkasındaki üç polis memurunun ellerindeki mavi kapaklı dosyalar, üzerimize çökmeye hazırlanan o bürokratik soğukluğun ilk habercileriydi. Memurlardan biri, belindeki ses kayıt cihazını çıkarıp sedyelerimizin ortasındaki metal etajerlerin üzerine bıraktı. Cihazın üzerindeki kırmızı ışık, adeta fabrikadaki ambulansların sirenlerini hatırlatmak ister gibi ritmik bir şekilde yanıp sönmeye başladı. "Alaz, Ayşenur..." dedi Yavuz Başsavcı. Sesi, savcılık makamının o ezici ağırlığından yoksundu; daha çok yeğenlerinin üzerine titreyen ama yasanın sınırlarına sıkışmış çaresiz bir adamın fısıltısıydı. "Biliyorum, acınız taze. Biliyorum, bedenleriniz henüz bu şoku atlatamadı. Ama dışarıda, adliyenin önünde ve koridorlarda koca bir şehir bu gecenin cevabını bekliyor. Süleyman Bey’in ölümü... Bu Gümüşhane için sıradan bir asayiş olayı değil. Bu, şehrin altındaki fay hattının kırılması demek." Derin bir nefes aldı, gözlerindeki yorgunluk çizgileri hastane ışığının altında daha da belirginleşti. "Polis memuru arkadaşlar resmi olarak ifadelerinizi almak zorunda. Ben bu soruşturmanın başında olamam, etik olarak ve kanunen bu dosyadan çekilmek zorundayım. Yerime bakacak olan savcı, Süleyman Bey’in eski ilişkilerini de inceleyecek ama önündeki en büyük dosya, o fabrikada ne yaşandığı olacak. Meşru müdafaa sınırları, zincirlerin nasıl koptuğu, o demir çubuğun Süleyman’ın omzuna nasıl saplandığı... Hepsi tek tek, santim santim incelenecek. O yüzden bana değil, bu kayıt cihazına ve arkadaşlara her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmak zorundasınız. Hiçbir şeyi gizlemeden." Polis memurlarından kıdemli olanı, cebinden çıkardığı tükenmez kalemin arkasına basarak o tıkırtıyla sessizliği böldü. "Alaz Alişan," dedi resmi bir tonla, gözlerini elindeki kağıtlardan ayırmayarak. "20 Temmuz’u 21 Temmuz’a bağlayan gece, Gümüşhane sınırlarındaki eski kereste fabrikasında meydana gelen, Süleyman Bey adıyla maruf şahsın ölümü ve ateşli silahla yaralama olayının faili ve tanığı olarak ifadene başvuruyoruz. Olay anını kendi cümlelerinle anlatır mısın?" Sözler boğazımda düğümlendi. Konuşmak, o fabrikadaki talaşları yeniden yutmak gibiydi. Ayşenur’un elimi sıkan parmaklarından güç alarak kuruyan dudaklarımı araladım. "Her şey babamın intikamıyla başladı diyeceksiniz," dedim, sesim odanın çıplak duvarlarında yabancı bir uğultu gibi yankılandı. "Ama öyle değil. Her şey, o adamın bu şehirdeki masum insanların hayatını parça parça etmesiyle başladı. Ayşenur’un babasını kaçırdı. Onu o tezgahın üzerine bağladığında, derdi sadece geçmişin hesabı değildi; gelecekte onun karşısına çıkabilecek her türlü adaleti kökünden kazımak istiyordu. Beni o beton sütuna zincirledi. Gözlerimin önünde bir babayı, bir evladın gözleri önünde parçalamayı planlamıştı." Bileğimdeki sargıyı işaret ettim, plastik koruyucunun altından sızan pembemsi sıvıyı gösterdim. "O zincirleri öfkeyle koparmadım ben. O zincirleri, Ayşenur’un boğazındaki o nasırlı elleri gördüğümde kopardım. İnsan eti çelikten daha zayıftır derler ya, yalan. Eğer içeride o çığlığı duymamış olsaydım, o kemiğim etimin arasından sıyrılıp çıkmazdı. Yerdeki demir çubuğu aldım ve onun üzer…

Bölümün tamamını WritePad'de oku