BAL KABAĞI

📚 21. BÖLÜM: Harşit'in Çamurlu Kıyısında Zamanla

Yazar:

BAL KABAĞI - zeynep ay kitap kapağı
BAL KABAĞI kitap kapağı

(Ayşenur’un Anlatımıyla) Evden nasıl çıktığımı, o buz tutmuş taş merdivenleri kaçar basamak indiğimi hatırlamıyordum bile. Ayaklarımı yakan o dondurucu soğuk, ciğerlerime batan o keskin Gümüşhane ayazı umrumda değildi. Tek bildiğim, dışarıdaki zifiri karanlığın ve yüzüme kırbaç gibi vuran kar fırtınasının beni durduramayacağıydı. İçimde öyle bir korku vardı ki, bu korku beni felç etmek yerine damarlarımdaki kanı kaynatan, beni delirten bir güce dönüşmüştü. Koşarken bir yandan da titreyen parmaklarımdan kayıp düşmek üzere olan telefonumdan çılgınlar gibi Eren ve Selin’i aynı anda konferans aramasına aldım. Telefon iki kez çaldı, ardından o ölümcül sessizliğin içinde iki tanıdık ses kulaklarıma ulaştı. Durumu nefes nefese, gözyaşları içinde, kelimeleri birbirine çarparak anlattığımda Eren’in sesindeki o uykulu, yorgun hal saniyeler içinde dağıldı. yerine kaskatı bir dehşet bıraktı. "Ne diyorsun sen Ayşenur?! Nasıl kaçar?! Tamam, sakin ol, nefes al!" diye bağırdı Eren telefonun diğer ucundan. Sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki, hoparlörden gelen cızırtı kulağımı tırmaladı. "Ben hemen babama, Yavuz Başsavcı’ya telsizden ulaşıyorum. Ekipleri oraya yığacağız. Sakın içeri tek başına girmeyin, ben de hemen evden çıkıyorum, dağ yolundan kestirmeden geleceğim!" Telefon kapandı. Gümüşhane’nin sokakları adeta hayalet bir şehir gibi sessizdi. Sokak lambalarının soluk sarı ışığında delice dans eden kar taneleri, yeryüzüne inen küçük beyaz canavarlar gibi yüzüme çarpıyordu. Harşit Çayı'nın üzerindeki o dar, beton köprüye doğru yaklaşırken arkamdan gelen ani ve hızlı ayak sesleriyle irkildim. Gözlüklerimin camı dışarıdaki yoğun kardan ve nefesimin sıcaklığından tamamen kapandığı için arkamı döndüğümde sadece büyük, karanlık bir karaltı görebildim. Kalbim ağzımda atıyordu, Süleyman'ın adımlarından biri arkamda bitti sanmıştım. Korkuyla geri çekilecekken, o karaltının içinden Selin’in sesi yükseldi. "Ayşenur! Bekle! Benim, Selin!" Selin, montunun kapüşonunu sıkıca kapatmış, nefes nefese yanıma ulaşmıştı. Yüzü soğuktan morarmıştı ama gözlerindeki o sarsılmaz sadakat ve kararlılık, bu gecenin karanlığında sığınabileceğim en güvenli limandı. "Eren’le yolda mesajlaştım," dedi, nefes almaya çalışarak göğsünü tutarken. "Polis arabaları şehrin diğer ucundaki Trabzon çıkışında ve kale yolunda barikat kurduğu için fabrikanın olduğu bu sapa dağ eteğine gelmeleri en az on, on beş dakika sürermiş. Eren kendi arabasıyla kestirmeden eski patikaya saptı bile. Bizim önden gidip ne olduğunu görmemiz lazım. Babamı... Senin babanı orada bırakamayız Ayşenur." Köprüyü geçtik. Harşit’in o gürül gürül, çamurlu ve azgın sularının sesi, gecenin uğultusuna karışarak altımızdan akıp gidiyordu. O su sanki bu gece yaşanacak bir felaketin ağıdını yakıyor gibiydi. Eski kereste fabrikasının o yüksek, üzeri paslı dikenli tellerle çevrili beton duvarlarına ulaştığımızda bizi dondurucu ve ölümcül bir sessizlik karşıladı. Fabrikanın kırık dökük, kirli pencerelerinden dışarı hiçbir ışık sızmıyordu. Yıllar önce terk edilmiş olan bu devasa ahşap ve beton hangar, karanlığın bağrında yatan dev bir tabut gibi ürkütücüydü. Ancak hangar kapısının hemen önünde, Alaz'ın telefonda bahsettiği o siyah minibüs çalışır vaziyette duruyordu. Motorun mekanik hırıltısı sessizliği bölüyor, egzozundan çıkan yoğun beyaz duman soğuk havaya karışarak yukarı tırmanıyordu. Minibüsün sürücü kapısı sonuna kadar açıktı, içeriye doğru süzülen kar taneleri yavaş yavaş ön konsolu kaplıyordu. Adımlarım benden bağımsız bir şekilde araca doğru yöneldi. Yaklaşıp içeri baktığımda, gözlerim koltukların üzerine saçılmış olan o kahverengi deri çantaya takıldı. Babamın her sabah özenle temizlediği, içine iş evraklarını koyduğu çantaydı bu. Ve hemen yanında, vites kolunun üzerinde, koltuğun kumaşına sinsice sızmış olan o taze, parlak kırmızı kan damlalarını gördüm. O an içimde bir şeylerin koptuğunu, ruhumun derinliklerinde bir yerlerin parça parça döküldüğünü hissettim. O kan babama aitti. O canavar, babamın canını yakmış…

Bölümün tamamını WritePad'de oku