BAL KABAĞI

📚 18. BÖLÜM: Yıkılan Duvarlar ve Koridorların Yan

Yazar:

BAL KABAĞI - zeynep ay kitap kapağı
BAL KABAĞI kitap kapağı

(Ayşenur’un Anlatımıyla) Pazartesi sabahı Gümüşhane Lisesi’nin o devasa, pas rengi demir bahçe kapısından içeri adım attığımızda, içimde sanki bambaşka bir okula, hatta bambaşka bir şehre gelmişim gibi garip bir his vardı. Hafta sonu boyunca adliye sarayında yaşananlar, Süleyman Bey’in sanayideki o eski depoda kıskıvrak yakalanışı, Murat ve Ahmet Hocaların yıllardır sakladığı kirli çamaşırların bir bir ortalığa dökülüşü, Gümüşhane gibi küçük bir yerde adeta bir deprem etkisi yaratmıştı. Kulaktan kulağa yayılan dedikodular, yerini somut ve sarsıcı bir gerçeğe bırakmıştı. Okul binasının o gri, yosun tutmuş taş duvarlarına vuran zayıf sabah güneşi, buradaki kasvetli ve insanı boğan havayı ilk kez tamamen dağıtmış gibiydi. Gözlüklerimi burnumun üzerine sertçe itip bahçedeki kalabalığı süzdüm. Alaz hemen sağ yanımda yürüyordu. Omuzlarındaki o ağır, intikam kokan yükü nihayet atmış olmanın verdiği benzersiz bir hafiflikle, adımlarını donmuş toprağa daha emin, daha kararlı basıyordu. Boynundaki o eski, pirinç kaplama kolye, montunun önü açık olduğu için dışarı sarkmıştı; rüzgarda hafifçe sallanırken, sanki geçmişin kazandığı o sessiz zaferin bir nişanesi gibi parıldıyordu. Bahçedeki öğrenciler, sigara içilen o izbe arka köşeler, merdivenlerde kümelenmiş son sınıf grupları... Herkes ama herkes bizim bahçe kapısından giriş yaptığımızı gördüğü an fısıldaşmayı, gülüşmeyi kesti. Ancak bu seferki sessizlik, o bildiğimiz alaycı, küçümseyici ya da arkadan iş çeviren dedikoducu sessizliklerden değildi. Gözlerinde derin bir saygı, biraz şaşkınlık ve en çok da o karanlık çarka çomak sokma cesaretimize duyulan gizli bir hayranlık vardı. Yıllardır bu okulu gizli bir korku imparatorluğu gibi yöneten, arkalarındaki nüfuzlu iş adamıyla ve rüşvet ağıyla herkesi ezen o erişilmez figürleri diz çöktüren iki eşit ağırlık öğrencisine bakıyorlardı şimdi. "Şunlara bak," diye fısıldadı Eren, arkamızdan hızlı adımlarla yetişip kolunu Alaz’ın omzuna atarken. Sesi her zamanki gibi muzip ama bu sefer derinden gelen bir gururla doluydu. "Cumartesi gününden beri okulun tüm WhatsApp gruplarında sadece siz konuşuluyorsunuz. O zamanında arkamızdan 'Bal Kabağı' diye fısıldayan tiplerin hepsi şimdi adliyede savcı, hakim olmak için sıraya girecek, benden söylemesi. Sayenizde fiyakamız tavan yaptı." Selin ve Ceren de nefes nefese yanımıza geldiğinde, okulun büyük giriş kapısına doğru yöneldik. Ana koridora adım atar atmaz burnumuza keskin bir çamaşır suyu, yeni sürülmüş boya ve temizlik kokusu geldi. Bu koku sadece fiziksel değildi; sanki okulun ruhu yıkanıyordu. Rehberlik odasının kapısında yıllardır asılı duran pirinç "Murat Yılmaz" tabelası hoyratça sökülmüş, kapının tam ortasına adli mühür vurulmuştu. Ahmet Hoca’nın o adeta şebekenin lojistik üssü gibi kullandığı, haritaların arkasında usulsüzlük belgeleri sakladığı Coğrafya odası ise polisler tarafından tamamen boşaltılmıştı. Koridorun sonundaki duyuru panosunda, Milli Eğitim Müdürlüğü’nün okula vekaleten atadığı yeni müdürün imzasını taşıyan o resmi, beyaz kağıt asılıydı. Okul aile birliğindeki tüm mali yolsuzlukların üzerine sonuna kadar gidileceği, öğrencilerin psikolojik ve fiziksel güvenliğinin en üst düzeyde tutulacağı açıkça ilan ediliyordu. "Hava gerçekten temizlenmiş," dedi Selin, boşaltılan panonun önünde durup derin bir nefes alarak. Gözlerini mühürlü kapılardan ayıramıyordu. "Yıllarca bu koridorlarda yürürken üzerimize çöken, bizi sürekli tetikte tutan o baskının ne olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Meğer suçluların, şantajcıların yönettiği bir binada eğitim almaya, ayakta kalmaya çalışıyormuşuz." "Ama artık o duvarlar yıkıldı," dedim, Alaz’a bakarak. Gözlüklerimin camından yansıyan ışıkta onun da bana döndüğünü gördüm. Alaz’ın gözlerindeki o simsiyah, insanı ürküten yangın tamamen sönmüştü; fakat yerini alan o dingin adalet ışığı, geleceğimizin ne kadar aydınlık olacağının en büyük kanıtıydı. Sınıfa girdiğimizde gözüm ilk olarak Berk’in sırasına kaydı. Sıra tamamen boştu. Masasının üzerinde ne bir def…

Bölümün tamamını WritePad'de oku