BAL KABAĞI

📚 16. BÖLÜM: Dik Yamaçlar ve Eski Sanayi Deposu

Yazar:

BAL KABAĞI - zeynep ay kitap kapağı
BAL KABAĞI kitap kapağı

(Ayşenur’un Anlatımıyla) Gümüşhane’nin o dik yokuşlarını tırmanırken nefesim boğazımda düğümleniyor, ciğerlerime dolan keskin dağ havası her solukta içimi yakıyordu. Gözlüklerimin camları koşturmaktan ve soğuktan sürekli buğulanıyordu; her birkaç metrede bir durup montumun koluyla camları silmek zorunda kalıyordum. Ama durmaya hakkım yoktu. Alaz’ın birkaç yüz metre önümde, siyah montunun kapüşonunu çekmiş bir halde dik yokuşu adeta bir gölge gibi tırmanışını görebiliyordum. Adımları o kadar hızlı ve öfke doluydu ki, arkasında bıraktığı buz tutmuş kar kütleleri botlarının altında ezilerek çatırdıyordu. Yol, şehrin yukarısındaki eski sanayi sitesinin terk edilmiş depolarına doğru uzanıyordu. Burası, yeni sanayi sitesi kurulduktan sonra tamamen boşaltılmış, paslı sac levhaların ve yıkık dökük tuğla duvarların arkasında sessizliğe gömülmüş tekinsiz bir bölgeydi. Harşit Çayı’nın uğultusu aşağıda kalmıştı; burada sadece dağlardan aşağı vuran sert rüzgarın paslı demirleri döverken çıkardığı o tiz, gıcırtılı sesler vardı. Alaz, en köşedeki devasa, gri renkli ve kapısı yarıya kadar açık duran bir deponun önünde durdu. Cebinden çıkardığı ellerini yumruk yapmıştı. Hiç tereddüt etmeden, o karanlık açıklıktan içeri adımını attı. "Alaz! Dur, yalvarırım içeri tek başına girme!" diye fısıldayarak bağırdım ama sesim rüzgarda dağılıp gitti. Ben de deponun kapısına ulaştığımda kalbim neredeyse göğüs kafesimden fırlayacaktı. Duvara sırtımı yaslayıp içeriye göz attım. Gözlüklerimi burnumun üzerine sertçe iterek karanlığa alışmaya çalıştım. İçerisi buram buram pas, eski motor yağı ve rutubet kokuyordu. Yüksek tavan pencerelerinden sızan soluk kış ışığı, havada uçuşan toz zerrelerini aydınlatıyordu. Deponun ortasında, üzeri kirli bir brandayla örtülmüş eski bir minibüs ve etrafta savrulmuş boş variller vardı. Ve o varillerden birinin üzerinde, kafasını ellerinin arasına almış, perişan bir halde oturan birini gördüm. Berk’ti. Günlerdir okula gelmeyen, o her zaman okul koridorlarında babasının parasıyla, gücüyle caka satan Berk gitmiş; yerine saçları dağılmış, göz altları morarmış, korkudan titreyen bir çocuk gelmişti. Alaz’ın içeri giren sert adımlarını duyduğunda irkilerek başını kaldırdı. Alaz’ı karşısında gördüğü an gözlerindeki korku katlanarak büyüdü, hızla ayağa kalkıp bir adım geri kaçtı. "Alaz... Senin ne işin var burada? Nasıl buldun burayı?" diye kekeledi Berk. Sesi titriyordu, eski korumacı tavrından eser kalmamıştı. Alaz, aralarındaki mesafeyi ağır adımlarla kapatırken sesi adeta deponun beton duvarlarında yankılanan bir çekiç gibiydi. "Babanın kaçmadan önce seni nereye saklayacağını biliyordum Berk. Burası onun eski sanayi dükkanıydı, değil mi? 2022’de, babamın arabasının frenlerini burada kestirdi, değil mi?!" Berk duyduğu son cümleyle birlikte adeta çarpılmışa döndü. İki elini öne doğru uzattı. "Benim bir suçum yok Alaz! Yemin ederim benim hiçbir şeyden haberim yoktu! Ben o kazayı... Ben o kazayı gerçekten basit bir kaza sanıyordum! Babamın böyle bir şey yapacağını... Bir adamı öldüreceğini bilmiyordum!" "Ama öğrendin!" diye kükredi Alaz. O kadar büyük bir öfkeyle bağırmıştı ki, tavan sacları titredi. Berk’in yakasına yapıştı, onu arkasındaki paslı varile sertçe çarptı. "Öğrendiğin halde sustun! Murat Hoca seni o günlüğün sayfalarıyla tehdit ederken, babanın bir katil olduğunu biliyordun! Ahmet Hoca o paraları alırken sustun! Şimdi baban nerede Berk? Söyle! O katil nerede?!" Berk’in gözlerinden yaşlar boşanırken Alaz’ın montunun kollarını tuttu. "Bilmiyorum... Gerçekten bilmiyorum! Beni dün gece buraya bıraktı. 'Ortalık yatışana kadar buradan çıkma, ben Trabzon üzerinden bir gemi ayarlayıp seni de aldıracağım' dedi. Ama telefonunu kapattı, bir daha ulaşamadım. Alaz, bırak beni, yemin ederim suçum yok..." Alaz’ın yumruğu havaya kalktı. Avcundaki o yeni iyileşmiş yaralar, öfkesinin şiddetiyle yeniden patlayacak gibi gerilmişti. O yumruğu Berk’in yüzüne indirmek, yılların, babasının ve çalınan geleceğinin hırsını o çocuktan çıkarmak isti…

Bölümün tamamını WritePad'de oku