BAL KABAĞI

📚 14. BÖLÜM: Harşit Vadisinde Siren Sesleri

Yazar:

BAL KABAĞI - zeynep ay kitap kapağı
BAL KABAĞI kitap kapağı

(Alaz’ın Anlatımıyla) Başsavcının makam aracının siyah camından dışarıya baktığımda, Gümüşhane’nin o dik yokuşları, gri beton binaları ve yol kenarına yığılmış kirli kar kütleleri bir film şeridi gibi hızla akıp geçiyordu. Sirenlerin o tiz, kulak tırmalayan sesi vadi boyunca yankılanıyor, dağlara çarpıp tekrar üzerimize çöküyordu. Yanımda oturan Ayşenur’un elleri titriyordu. Gözlüklerinin arkasındaki o zeki, her şeyi satır satır okuyan gözlerinde ilk defa bu kadar büyük bir panik görüyordum. Onun bu çaresizliği, göğsümün tam ortasında duran o eski, paslı kilidi tamamen kırmıştı. Yıllarca bana takılan o lanet olası "Bal Kabağı" lakabını, beni delirtmek için bir silah gibi kullanan o adamın, şimdi Ayşenur’un hayatını bir kibrit gibi yakmasına izin vermeyecektim. Yavuz Bey, yani babamın o çocukluk arkadaşı, yan koltukta telsizle sürekli emirler yağdırıyordu. Sesi o kadar tok ve kararlıydı ki, içimdeki o kör öfkeyi biraz olsun dizginlememi sağlıyordu. "Baban Ali," dedi Yavuz Bey telsizi kapatıp dikiz aynasından bana bakarak. "Toprağına sadıktı Alaz. Haksızlığa boyun eğmediği için o adamlar onun canını yaktı. Ama bugün o okulun bahçesinde bu şehrin adaletini ayaklar altına alan kim varsa, babanın ruhu şahit olsun ki nefes alamayacaklar." Araba, Gümüşhane Lisesi’nin o paslı demir kapısından büyük bir gürültüyle içeri daldı. Lastiklerin mermer tozuyla karışık asfaltta çıkardığı o acı fren sesiyle birlikte hepimiz öne savrulduk. Aracın kapısını daha tamamen durmadan açtım ve kendimi bahçeye fırlattım. Bahçe tam bir savaş alanına dönmüştü. Okulun tüm öğrencileri pencerelere yığılmış, korku ve merakla aşağıyı izliyordu. Bahçenin tam ortasında, Ayşenur’un babası—o kır saçlı, kendi halinde, kızını okutabilmek için gece gündüz çalışan adam—iki sivil giyimli adam tarafından kollarından geriye doğru kıvrılmış, zorla beyaz bir minibüse bindirilmeye çalışılıyordu. Eren, elindeki o kalın demir çubukla adamların önüne etten bir duvar örmüş, "Bırakın lan adamı! Hangi hakla götürüyorsunuz!" diye bağırarak polislere direniyordu. Selin ve Ceren ise müdür odasının pencerelerinden bağırarak güvenliği çağırmaya çalışıyordu. Ve tüm bu hengamenin birkaç metre uzağında, o gri montunun içinde, elleri cebinde duran biri vardı: Murat Hoca. Yüzünde, sanki bir tiyatro oyununun başrolünü başarıyla sergilemiş bir yönetmenin o kibirli, iğrenç tatmini vardı. Beni ve hemen arkamdan arabadan inen, gözlüklerini düzelterek babasına doğru koşan Ayşenur’u gördüğünde, dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde yukarı kıvrıldı. Cebinden o siyah flash belleği çıkardı, parmaklarının arasında bir zafer madalyası gibi salladı. "Geç kaldınız Bal Kabağı!" diye bağırdı Murat Hoca, sesini siren seslerinin üzerine bastırmaya çalışarak. "Süre doldu. Dilekçeyi vermedin, kendini kurtarmayı seçtin. Şimdi bu kızın babasının hayatının kararmasını izle!" İçimdeki o canavarın zincirlerini tamamen salıverdim. Botlarımın altındaki taşları ezerek, hayatımda hiç koşmadığım bir nefretle onun üzerine doğru yürüdüm. Yumruklarım sıklıktan yeniden kanamaya başlamıştı, avcumun içindeki o taze kabuklar patlamış, sızlayan acı öfkemi daha da bilemişti. Tam üzerine atılacak, o flash belleği gırtlağına bastırarak elinden alacaktım ki, arkamdan gelen o güçlü ses bahçedeki tüm gürültüyü bıçak gibi kesti. "Herkes olduğu yerde kalsın! Dokunmayın o adama!" Başsavcı Yavuz Bey, elindeki haki renkli askeri dosyayı havaya kaldırarak arabadan inmişti. Onun o heybetli duruşunu, arkasından bahçeye dalan üç polis otosunu ve arabadan fırlayan resmi kıyafetli polis memurlarını gören o iki sivil şahıs, Ayşenur’un babasını hemen serbest bırakıp ellerini havaya kaldırdı. Murat Hoca’nın yüzündeki o pis gülümseme, Yavuz Bey’in yüzünü gördüğü an sanki üzerine asit dökülmüş gibi bir anda eridi, yok oldu. Göz bebekleri korkuyla büyüdü, elindeki flash bellek neredeyse yere düşecekti. "Baş... Başsavcım?" diye kekeledi Murat Hoca, bir adım geri atarak. "Sizin... Sizin burada ne işiniz var? Bu adam usulsüzlük yaptı, ben sadece adale…

Bölümün tamamını WritePad'de oku