📚 10. BÖLÜM: Gece Yarısı Gelen Dosya ve Maskenin
Yazar: zeynep ay

Berk’in okul bahçesindeki o kan donduran itirafından sonra geçen saatler, hayatımın en uzun, en kabus dolu saatleri olmuştu. Eve döndüğümde odamın pencerelerini ikişer kez kontrol etmiş, perdeleri sıkı sıkıya kapatmıştım. Dışarıda, Gümüşhane’nin dik yokuşlarından aşağıya doğru uğuldayarak esen rüzgar, sanki o gizemli gölgenin fısıltılarını taşıyordu kulaklarıma. Gözlüklerimi masanın üzerine bırakıp yatağa uzandığımda, zihnim bir labirent gibi karmakarışıktı. O gölge benim evimi, odamı, attığım her adımı nasıl bilebilirdi? Gece yarısını çoktan geçmişti. Saat 02.15 sularında, odamın camına vuran küçük, ritmik tıkırtılarla irkilerek uyandım. Tık. Tık. Başta rüzgarın savurduğu küçük çakıl taşları sandım ama ses ısrarla devam etti. Kalbim göğüs kafesimi döverken hızla yaktan doğruldum, masanın üzerindeki yuvarlak gözlüklerimi kapıp aceleyle taktım. Adımlarımı parmak uçlarımda atarak pencereye yaklaştım ve perdeyi hafifçe araladım. Sokakta, evimizin tam karşısındaki soluk sarı ışıklı sokak lambasının altında bir karaltı duruyordu. Başını kaldırdığında, kapüşonunun altından sızan o keskin, simsiyah gözleri tanıdım. Alaz’dı. Üzerinde yine o siyah montu vardı ama bu sefer elinde eski, kalın, askeri tipte haki renkli bir dosya tutuyordu. Telefonumun komodinin üzerinde titrediğini duydum. Ekranda Alaz’dan gelen tek bir mesaj vardı: “Aşağı in Ayşenur. Kimseye görünmeden arka kapıdan çık. Günlüğün son sayfasındaki o anlamsız şifreyi çözdüm. O gölge okulun dışından biri değil... Şu an bizim üst katımızda oturan, her gün yüzümüze gülen o kişiden başkası değil!” Mesajı okumamla birlikte sırtımdan aşağı buz gibi bir ter boşaldı. Üzerime kalın bir hırka geçirip botlarımı elime aldım. Evdekileri uyandırmamaya dikkat ederek, ahşap merdivenlerin gıcırdamaması için basamakların en kenarlarına basarak alt kata indim. Arka bahçeye açılan kapıyı yavaşça aralayıp kendimi Gümüşhane’nin o ilik donduran gece ayazına bıraktım. Sokağa çıktığımda Alaz beni binanın gölgesinde bekliyordu. Yanına gittiğimde gözlerindeki o kararlı ama bir o kadar da endişeli ifadeyle karşılaştım. Beni görür görmez elindeki dosyayı açtı ve fener gibi kullandığı telefonunun ışığını kağıtların üzerine tuttu. "Alaz, ne oluyor? Bu dosya ne? Kimmiş o?" diye fısıldadım, nefesim soğuk havada beyaz buhar kümelerine dönüşürken. Gözlüklerimi burnumun üzerine doğru sertçe ittim. "Kütüphanede bulduğun o günlüğün en arkasında, birbirini tekrar eden anlamsız sayılar ve harfler vardı ya," dedi Alaz. Sesi rüzgarın uğultusuna karışıyordu ama tonundaki o şok dalgası çok net anlaşılıyordu. "Eren’le birlikte saatlerce uğraştık. O sayılar aslında okulun eski öğrenci ve personel kayıt arşivindeki dosya numaralarıymış. O numarayı takip edip bu dosyaya ulaştık. Ve bu dosyanın sahibi kim biliyor musun?" Başımı iki yana salladım, kalbimin atış sesleri kulaklarımda çınlıyordu. Alaz dosyanın ilk sayfasını çevirdi. Telefonunun ışığı, sayfanın sağ üst köşesindeki vesikalık fotoğrafa düştü. Fotoğraftaki yüzü gördüğüm an nefesim tamamen kesildi, arkamdaki taş duvara tutunmak zorunda kaldım. Fotoğraftaki kişi, okulumuzun o herkes tarafından sevilen, koridorlarda ne zaman görse bize gülümseyen, dertlerimizi dinleyen Rehber Öğretmeni Murat Hoca’dan başkası değildi. "İnanamıyorum..." dedim fısıltıyla, sesim ağlamaklı çıkmıştı. "Murat Hoca mı? Ama o... o her zaman senin yanındaydı Alaz. Sana destek olmaya çalışıyordu." "Hepsi bir maskedeymiş," dedi Alaz, dişlerini sıkarak. Dosyanın sonraki sayfalarını gösterdi. "Bak buraya. Murat Hoca, 2022 yılındaki o arazi davasında, babamın lehine şahitlik yapacak olan asıl avukatın kardeşiymiş. Ama o dönem Ahmet Hoca ve Berk’in babası Süleyman, bu adamın kardeşini tehdit edip davadan çekilmesini sağlamışlar. Murat da intikam almak için bu okula atanmış. Amacı Ahmet Hoca’yı ve Berk’in ailesini bitirmekmiş." "Peki seninle ne alıp veremediği var? Neden seni piyon olarak kullandı?" diye sordum, gözlüklerimin arkasından belgelere bakarak. "Çünkü benim öfkemi biliyordu," diye cevap v…