SONSÖZ: YENİDEN DOĞUŞUN BAŞLANGICI
Yazar: RAVZA NUR DÖNGEL

Bölüm şarkısı: Duyduğum En Güzel Şarkısın- Erdem Yıldırım Aşk, savaş meydanına benzer; bazıları kazanmak için sever bazılarıysa kaybettikçe yakar. Fakat asıl tehlike, düşmanın açıkta olanı değil, gölgelerin ardında bekleyenidir. Bazen bir kâğıt parçası, en keskin hançerden daha derine saplanır.” YİĞİT Ben Yiğit Demirsoy. 25 yaşında, hayatını adaleti aramaya ve savunmaya adamış bir ağır ceza avukatıyım. Her dava, her tartışma, her sözcük benim için birer mücadele alanı, adaleti sağlama tutkumun birer yansıması. Mesleki hayatımdaki yoğunluk ve sorumluluk elbette insanı yıpratıyor. Ancak bu hayatta en büyük dengeyi ve huzuru sevgilim Mira’da buluyorum. Mira, bana sadece sevgi değil, aynı zamanda güç, sabır ve dinginlik veren bir ışık, dinlenmem için bir liman. Onunla kurduğumuz ilişki, hayatımın en anlamlı eseri. Bu yolculukta, Lina gibi bir dostun varlığı da bana hep güç verdi. Onun sadakati ve dostluğu, benim için eşsiz bir hazine. Ancak hayat her zaman kusursuz değildir. Bir zamanlar çok yakın olduğum, belki de kardeşim dediğim Yunus Emre, hiçbir açıklama yapmadan dört yıl önce hayatımızdan çekip gitti. Bu gidişi, içimde derin bir kırgınlık ve kızgınlık bıraktı. Onun yokluğu, dostluğun değerini bir kez daha anlamama neden oldu fakat yarattığı boşluk hâlâ dolmadı ve sanırım hiçbir zaman da dolmayacak. Yine de hayatın iniş çıkışlarına rağmen önüme bakmaya, sevdiğim insanlarla kurduğum bağları güçlendirmeye, hem mesleğimde hem de özel hayatımda kalıcı izler bırakmaya ve her anımda hayatıma sadık kalmaya kararlıyım. Çünkü güç, sadakattir. Ve son olarak bir şey söylemek istiyorum. Ben, teşekkürün ne olduğunu bilmem çünkü hayatım boyunca bana hiç teşekkür edilmedi. Teşekkürü bilmeyen bir çocuk, ricayı da öğrenemez. Şirketin önünde durdum. Arabadan inerek anahtarı valeye teslim ettim ve ceketimi düzelterek içeri girdim. “Hoş geldiniz, Yiğit Bey.” Güvenliğe gülümseyip, başımı sallayarak asansöre ilerledim. On beşinci kata basarak beklemeye başladım. Kolumdaki saate baktığımda 19.00’a geldiğini gördüm. Mira’nın yanına gidecekken bir anda internette Lina’nın basın açıklamasını görmüş ve önce onun yanına uğrama kararı almıştım. Asansörden çıkıp Lina’nın odasına doğru ilerledim. Kapısını çaldım, içeriden gelen komutla kapıyı araladım. Bilgisayardan başını kaldırıp bana baktığında gülümseyerek ayaklandı. “Yiğit, gelmişsin.” “Geldim, deli kız.” Bu lakabı seviyordu çünkü onu yansıtıyordu. Lisedeyken deli dolu bir kişiliğe sahipti. Hâlâ öyleydi ancak artık dışa vurmuyordu. “Hoş geldin, Rüzgâr Adam.” Son kelimesiyle güdüm. Rüzgâr Adam da benim lakabımdı çünkü kişiliğim fazlasıyla eğlenceli ve enerjikti. Rüzgâr gibi adamdım, azizim, insanların üzerinde fırtına etkisi yaratıyordum. Lina’nın sarılışına karşılık verdim, karşılıklı koltuklara geçtik. “Tatil nasıldı?" “Mükemmeldi. Sevgilimi ve seni özlediğimi saymazsak.” Tebessüm ederek cevapladı. “Bir tatili hak etmiştin. Zaten Mira da ailesinin yanından dün akşam geldi.” Mira’nın bir ailesi yoktu ancak ailesi gibi gördüğü bir çift vardı, onlarla ortaokul sonda tanışmıştı. “Evet, biliyorum. Senin nasıldı, diye soracağım da son haberden sonra pek iyi olduğunu sanmıyorum.” Birbirimizden hiçbir şeyi saklamazdık, her zaman her şeyi söylerdik. Hatta amcam bizim arkadaşlığımız için hep şöyle söylerdi: “Lina ve Yiğit’in dostluğu, demirin ateşle kaynaşıp kopmaz bir bağa dönüşmesi gibidir. Her zorluğu aşan, hiçbir kuvvetin sarsamayacağı kadar sağlam ve sarsılmaz bir güçtür. Onların dostluğu, kökleri derinlere inen asırlık bir çınar gibidir. Rüzgâr ne kadar sert eserse essin dimdik ayakta duran ve gölgesinde huzur bulunan bir bağdır. Onların dostluğu, sanki iki yıldızın gökyüzünde birbirini tamamlaması gibidir. Ne zaman karanlık çökse birbirlerine ışık olurlar. Bu bağ, zamana ve mesafelere meydan okuyan nadide bir ahenk taşır. İşte onların dostluğu, kimsenin bozamayacağı kadar sıkıdır.” Aklıma gelen sözlerle gülümserken sarsıldığımı hissettim. Gözlerimi karşıdaki duvardan çekerek Lina’ya çevirdim. “Hey, Rüz…