İMKÂNSIZ AŞK
Yazar: RAVZA NUR DÖNGEL

Bölüm şarkısı: İmkânsız Bir Aşk Denir-Yunus Emre Küllerinden doğan her ruh, geçmişin yangınını içinde taşır. Kimi o ateşle yolunu aydınlatır, kimi ise küllerin altında tekrar yanmayı bekler. 6 Şubat 2005 Her şey bir 6 Şubat Gecesi başlamıştı hayatımın seyrini sonsuza kadar değiştirecek olan o deprem gecesi. Önce annemin çaresizliği altında boğulan sesi yankılanmıştı kulaklarımda ardından üzerimde bir ağırlık hissetmiştim. Sonrası ise koca bir karanlık; hem de hiçbir zaman aydınlığın uğramayacağı bir karanlık. Gözlerimi açtığımda görüş alanım kapalıydı her taraf kapkaranlıktı. Toz, beton ve acı... Moloz yığınlarının altında ezilen küçük bedenimin aklında o an sadece ailesi vardı, annem, babam ve kardeşim. Korkudan delicesine atan kalbimle titreyen dudaklarım arasından dökülen ilk cümle “Anne, baba! Neredesiniz? Korkuyorum” oldu. İdrak ettiğim durum sonrası daha yüksek ve korku dolu bir sesle bağırdım. “Anne, baba! Neredesiniz?” Yarım saat boyunca seslendim ama sonrasında anladım onlara bir daha asla kavuşamayacağımı. Dışarıdan gelen “Ses verin.” cümlesiyle sesimin yettiği kadar bağırdım. Ne kadar zayıf, ne kadar küçüktü sesim. “Buradayım!” Sesimi duyan AFAD görevlileri 15 belki de 20 dakika sonra beni kolumdan tutup o moloz yığınlarının altından çekip aldılar. Ama yalnızca bedenimi... Çünkü kalbimi o enkazda bırakmıştım. Dolu gözlerim yıkık binaya döndüğünde gözyaşlarım bir seli andırırcasına boşalmaya başladı. Onlar beni terk etmişlerdi hem de bir daha dönmemek üzere. Olanları idrak ettiğimde bağırıp yıkık dökük olan o binaya atıldım ama kolumdan tutan adam buna izin vermedi. Artık her şey için çok geçti. Delicesine yağan yağmur altında insanlar kendilerinden önce çocuklarını ısıtmaya çalışıyor, ailesini arıyordu ama o gece benim arayacak bir ailem kalmamıştı. Ağlamaktan bitkin düşen bedenim üzerine yumuşak bir battaniye örtmüşlerdi ancak o bile ısınmamı sağlamamıştı. Görevliler beni arabaya alacakları sırada arka taraftan kendi adımı duydum. “Lina, teyzecim!” Üzerimdeki battaniyeyi attığım gibi teyzeme koşup sarıldım. “Teyze, annem, babam ve kardeşim artık yok; gittiler.” Beni kendine çekip sarıldığında ağlamam şiddetlendi. Sadece küçük bir çocuktum ölümün ne olduğundan haberi bile olmayan küçük bir çocuk. Sahi, ölüm neydi? Peki ölümün ne olduğunu 6 yaşındaki küçük bir çocuğun öğrenmesi adil miydi? Hayat adaletten yoksun, insanların oluşturmuş olduğu bir cehennemdi. “Yıldızları seviyorsun, öyle değil mi Lina?” Göz yaşlarım bir bir yanaklarımdan süzülürken, ne diyeceğimi bilemeyip başımı olumlu anlamda salladım. “İşte artık annen, baban ve kardeşin birer yıldız güzelim ve onlar her zaman seni sevmeye devam edecek. Onlar hayatının her anında seni gökyüzünden izliyor olacaklar.” Gözyaşlarımın ıslattığı yüzüme bir öpücük kondurup geri çekildi. “Sen güçlü bir kızsın Lina ve gelecekte de güçlü bir kız olmaya devam edeceksin. Ailen her zaman seninle gurur duyacak bundan emin olabilirsin.” O da ablasını kaybetmemiş miydi, neden bu kadar soğukkanlı davranıyordu? Göz yaşlarımı silip gökyüzüne baktığımda farkında olmadığım tek bir şey vardı ben hayatın gerçek yüzüyle hâlâ karşılaşmamıştım. Peki hayatın gerçek yüzü neydi ve ben hayatın gerçek yüzünü ne zaman öğrenecektim? Bilmiyordum ama bunun çok erken gerçekleşeceğini hissediyordum. Ben Lina Özden. Bu da her şeyi çok erken öğrenmek zorunda kaldığım hayat hikâyem. Peki, sen bu hayat hikâyemde benimle olmaya var mısın? Kendine değer vermenin ne kadar önemli olduğunu benimle beraber öğrenmeye ne dersin? Hadi, o zaman seni bekliyorum. Günümüz “Lina Hanım bizi yanlış anladınız.” “Ben sizi gayet iyi anladığımı düşünüyorum, beyefendi. Özden Holding, kendini sağlam yapılar yapmaya adamış bir şirket ve siz bize kaçak malzemelerle bina yapmamızı teklif ediyorsunuz. O kaçak malzemeler kaç insanın hayatına mâl oluyor bunu biliyor musunuz? Sizinle anlaşma yapmak için masaya oturmam bile en başından beri hataymış. İyi günler dilerim.” Oturduğum sandalyeyi hızla geriye ittirerek ayağa kalktım ve mas…