Bölüm 4
Yazar: UykuluHatun

İçimden kendime küfederken bir yandan koşar adım yürüyordum, sırılsıklam olan vücudumda cabasıydı. Hayır kasım ayında ne bu sıcaklık? ah ah üstüme yapıştı tişörtüm! Resmen şanssızlığı üzerime mıknatıs gibi çekiyordum. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker misali heyecandan o kadar çok şeyi unutmuştum ki.. Bir insan, gerçekten ama gerçekten bu kadar şansız olamazdı, okula gelirken az kalsın arabanın altında kalıyordum mesela bir de Deniz'in ceketini evde unutmuştum, yarı yolda aklıma gelince eve söve söve geri dönmüştüm. Normalde dakik olan ben, bu sefer nerdeyse geç kalmıştım. Saliha'ya doğru yavaş yavaş ilerledim, neden bu kadar şansız ve sakardım bir türlü anlam veremiyordum bu duruma. Hayır yani, sakar olabilmek için ekstra bir çaba da sarf etmiyorum; ama nasıl oluyorsa, hem sakar, hem de şanssız olabiliyordum. Bu iki eksi özelliği bünyede barındırmakta büyük bir başarıydı doğrusu. Hani derler ya şansıma tükürsem rüzgar ile bana geri döner o cümlenin vücut bulmuş haliydim! "Gece harika görünüyorsun, bunu neye borçluyuz? " dedi Saliha ve yanaklarımdan öptü. Ona bezgin bir ifade ile bakarken sitemli cümleler çoktan dilimin ucuna sıralanmıştı. " Başıma gelen pişmiş tavuğun başına gelmez, " diye sinirle soludum. " Yine hangi belaları mıknatıs gibi emdin acaba ? " dedi Saliha, ardından sinirlerimi daha da bozacak bir kahkaha attı. " Saliha, hadi ama sende mi?" dedim dudaklarımı büzerek. Saliha benden azıcık kısaydı, kapalıydı ve giydiği her şey ona yakışıyordu. Şalının ucunu geriye atarak sabitledi ve gözlerini bana dikti. " Peki peki, a bu defteri bu arada, Metin ödev için teşekkür etti. " inek ben, başı sıkışan herkese yardım ederdim, en çokta ödevde. " Önemli değil canım. Öptüm hadi, biraz daha oyalanırsam geç kalacağım, sonra ayrıntılı bir şekilde anlatırım sana olan biteni, " dedim ve el sallayarak oradan ayrıldım, hızla yürüyerek ara yollara girdim. "Ahmak Gece, insan saat almaz mı? " diye kendi kendime azar çekerken dikkatimi " Makbule'nin Yeri " yazan tabela çekti. Büyük harflerle beyaz bir kağıda yazılmış olan kelimeler tam olarak aradığım şeydi: Garson aranıyor... Allah'ım, bugün bana bir ilki yaşatacak olan şans, sonunda yüzüme güldü mü? Deniz'i falan unutmuştum, iş benim için daha önemliydi, bir de yarı zamanlıysa mutluluktan ölebilirdim. Bu ara sokaklara pek gelmemiştim ama 'Makbule'nin Yerini' duymuştum, kadın biraz soğuk nevaleymiş. Ben de Efser Gece'ysem bu kadına kendimi sevdiririm, dedim içimden. İçeri adım attığım da burnuma çarpan lavanta kokusu görünmez halelerle etrafımı sararken, aynı zamanda içerinin muhteşem bir dizayna sahip olduğunu düşünmeden edememiştim. İçerisi rengarenk dizayn edilmişti, üst kata ve alt kata inen merdivenler vardı. Bodrum, zemin ve bir üst kattan oluşan bu şirin şebelek yere hemencecik ısınıvermiştim. " Hoş geldiniz " diyen ince bir sesle etrafı analiz etmeyi bırakmıştım. " Hoş bulduk, efendim, " dedim ve o kocaman meşhur gülümsemem ile kadını selamladım. Hafif tonton bir suratı olan güzel bir kadındı. Saçlarını topuz yapmıştı, dip boyası gelmişti. Kadın gülümsediğimi görünce bana gülümseyerek karşılık verdi. Yüzü yeni kırışmaya başlamış, yılların tecrübesi yüzünde yollar edinmişti. Kırışıklıklarına rağmen gamzesi belli oluyordu. Gençken bayağı can yakmıştır, diye geçirdim içimden. Bu nasıl bir düşüncedir ya, kendimi menopoza giren teyzeler gibi hissettim. İç sesimle olan gereksiz münakaşama, şu tatlı kadının, " Ne alırsınız?" diye sorması ile ara vermiştim. " Zahmet etmeyin, ben ilan için gelmiştim... Hımm garsonluk, " diyerek derin bir nefes verdim. N'olur, n'olur öğrenci almıyorum deme. " Öğrencisin, değil mi? " diye sordu, suratımdaki gülüş solmuştu. " Evet, öğrenciyim ve bu durumda, yani sanırım kriterlere uymuyorum. Vaktinizi ayırdınız, teşekkürler. İyi günler, " diyerek hayal kırıklığı ile gülümsedim. " Lafımı daha bitirmedim ki kızım, ne bu acele? " diyerek kıkırdadı. Acelem var be ablacım, arkadaki gösterişli saate baktığımda saat biri çeyrek geçiyordu. Belki de gitmiştir,…