GİRİŞ
Yazar: Aks

Sadece kendime riyakarım, Sadece kendime yalancı, Baştan ayağa inkarım, Bir tek kendime yabancı. Viyana, 1833, Ekim Rolümü ustalıkla benimsemek, olması gerekenden daha kolaydı. Bir zamanlar hayal bile edemeyeceğim bir hayata fazla hızlı uyum sağlamış, kendimi sığmam gereken bu kalıba haddinden fazla güzel oturtmuştum. Belimi sıkıca saran bembeyaz saten balo elbisesi içinde gerçekten de bir leydi olmak için doğmuş gibi asil görünüyordum. Bu hayata aitmiş gibi. Birkaç ay önceki Hazel bu halimi görseydi ne düşünürdü? Yapmak istediğim şeyi bilseydi onaylar mıydı? Yutkundum. Cevabı biliyordum. Ancak bunun hakkında düşünmeye vaktim yoktu. Faytondan indiğimizde Viyana’nın soğuk esintisi yüzümü okşadı. Yol boyu toplamakta zorlandığım düşünceler, uyarılan duyularımla beraber bir düzene otururken adımlarımı sağlamlaştırıp çenemi dik tuttum. Kendimi kaybetmeyi göze alamazdım. Aldığım nefesle bu şehrin gecelerine özgü o ferahlatıcı serinlik içime dolarken görüş açıma giren muhteşem yapı midemin kasılmasına sebep oldu. Karşımda şehrin en büyük balo salonlarından biri duruyordu. Okuduğum kitaplarda Viyana’nın nefes kesici mimarisi hakkında çok şeye rastlamıştım ama bazı şeyleri gerçekten de görmeden tam manasıyla kavramak mümkün değildi. Varlığını iliklerinizde yankılatacak ve tüylerinizi diken diken edecek bir görkeme sahip olan yapı bu gece yılın en kalabalık balolarından birine ev sahipliği yapıyordu. Ve bu balo benim arzularıma açılan kapı olacaktı. Daha içeri girmediğimiz halde hafif orkestra müziğini duyabiliyordum. Bir sürü farklı sesin tek bir melodiye ahenkle örülmesi büyüleyiciydi. Farklı bir yerde, farklı bir durumda olsaydım bu müziğin tadını doyasıya çıkarabilirdim ancak şu an bu ezgi içine düşeceğim durumlara dair bir önsezi yaratmaktan başka işe yaramıyordu. Yeni, beklenmedik ve riskli… Halamın nazikçe koluma girmesiyle sırtımı dikleştirip yüzüme sahte bir gülümseme yapıştırdım. İçeriye giriş yaparken sanki odanın havasını bile solumak istemiyormuş gibi nefesimi tuttum, gerginliği geciktirmek için acınası bir yöntem olsa da o an beni ne güvende hissettirecekse yapmaya hazırdım. Nefesimi sonunda verdiğimde ise ciğerlerim salonun dört bir yanındaki beyaz süslemelere eşlik eden leylakların sarhoş edici kokusuyla doldu, hiç de fena değildi. Geniş salonu hayranlıkla izlerken gözlerim kamaştı. Her detay birbiriyle ahenk içinde, gözüme çarpan her unsur hayranlık uyandırıcıydı. Tavandan sütunlara kadar olan eşsiz duvar çizimleri, yere kadar inen ve duvarlardaki kristal avizeleri bütünleyen altın işlemelerle çerçevelenmişti. Adeta yaşayan ve buradaki çoğu insandan daha karakterli duran bir yapının girişinde duruyordum. Gözlerimi tavandan alıp insanlara indirmemek ve midemdeki kasılmaları son ana kadar geciktirmek tercihim olsa da takdim edilmek üzereydik. Halamla isimlerimiz okunurken salona açılan çift kollu merdivenin başında herkese selam verecek ve sağ taraftan yavaş ve düzenli adımlarla ziyaretçiler arasında yerimizi alacaktık. “Bu elbisenin balo için biraz fazla olduğunu düşünmüyor musunuz?” Halam Leydi Ingrid’in sabah bu sorumu neden ciddiye almadığını şimdi idrak ediyordum. Viyanalılar anlaşılan kıyafet konusunda hiç de mütevazı davranmıyordu, gözlerim insanların üzerinde gezinirken ne düşünmem gerektiğini kestiremiyordum. Balodaki her kadın ve erkek bir kraliyet üyesiymiş gibi asil görünüyordu. Kendimi hiç de buraya ait hissetmesem de sakinleşmek için aklıma aynadaki görüntümü getirmeye çalıştım. Aynada bana bakan genç kadın hem bana benziyor hem de hiç benim gibi görünmüyordu. Dalgalı ve parlak saçlar, pembe yanaklar, siyah kirpikler ve beyaz bir elbise sarılı incecik bir bel… Ama ne olursa olsun bir Leydi olduğu su götürmezdi. Benim de ihtiyacım olan buydu, buradaki insanlara kendimi, özümü değil bu illüzyonu gösterip inandırmam gerekiyordu. Hatta aslında kim olduğum ne kadar gölgede kalırsa o kadar iyiydi. Bu gece Hazel’e yer yoktu. Etrafımda kahkahalar, sohbetler ve bardak sesleri birbirine karışıyor, kalabalık salonu he…