Back To Black

0.8

Yazar:

Back To Black – Ekin Elif Kızğın kitap kapağı
Back To Black – Ekin Elif Kızğın kitap kapağı

“Çakmağı çaktım ve alevi körükleyebildiğim kadar körükledim. Bir bina yandı; kendimle birlikte onlarca ruhun yüküyle arafta sürüklendim. Günahkâr bir oğlan için bile oldukça ağır bir hesabım vardı.” “Barut Sıcağı.” 🎵 Emir Can İğrek – Silahım Yok [İstanbul] 13 Şubat 2025 - 21:32 Alphan Gültekin Öz’ün evinden... Günler, gecenin ardına saklanacak kadar ağrıdığında, korkular yeryüzüne inerdi. O zaman, dağ gibi adamlar kabuklarına çekilir, perdeleri ardına kadar kapatırdı. Korku, birçok duyguyu tetikleyebilirdi; özlem de bunlardan biriydi. Huzuru saklayan eski günler, en derinden hissedilen bir özleme dönüşürdü. İnsan geçmişini, çocukça mutluluklarını, yüzünü gülümseten o eski küçük anları arardı ama bulamazdı. Korkular büyüdükçe insan sessizleşir, suskunluğu kendine bir ceza gibi giydirirdi çünkü korku, yalnızca titremek değildi; bazen utanmaktı, bazen de en güçlü olduğunu sandığın anlarda dahi zayıflığını fark etmekti. Bazen bir çakmak çakardı insan iyi anılarının üzerine, kötüleri büyütmek için. Bazı anılar o alevde sessizce yanardı. Ama yine de ellerinden bırakamazdın. Çünkü insan, en çok kendini yakarak ısınırdı. Dağhan, elindeki çakmağı sol eliyle sıkıca kavradı; çakmaktan çıkan ateş saniyeler sonra parmak uçları ile buluştuğunda tek hissettiği boşluktu. İnsan kendi hissizliğini cezalandırabilir miydi? O hissettiği her duygunun katiliydi. Bu da Alphan ve Dağhan arasındaki tek farkın ‘dağ’ ya da ‘alp’ olmadığının en açık kanıtıydı. Biri hissederek ölmüştü, diğeri hissetmeden yaşamıştı. Çakmaktan çıkan alev, değdiği teni acımasızca yakarken genç adam gözlerini bahçeye açılan büyük camdan dışarıya dikmiş, kar fırtınasını izliyordu. Oda, yanık et kokusuyla dolmuştu. Burnuna dolan o keskin kokuyla, uzun zaman sonra ilk kez bakışlarını ellerine indirdi. Bugün de bu eller cezayı hak etmişti. Dağhan, o yangından ablasını kurtaramayan ellerini bu kez bambaşka bir şey için cezalandırıyordu. Alphan olmasına rağmen, parmak uçlarında hissettiği o aptal sıcaklık, bütün dengesini altüst etmeye yetmişti. Genç kızın tenine değen nasırlı eller, daha önce hiçbir temasta böylesine uyanmamıştı. Ona dokunduğu an, elleri ilk kez bu kadar canlı, bu kadar suçlu hissetti. Daha önce hiçbir bedende bu kadar gerçek olmamışlardı. Dağhan güçlü bir nefes verdi. Sahte bir hayatın içine bir yuva kuramazdı. Olmadığı bir adam gibi davranıp birine karşı bir şeyler hissetmek bencillikti. Hele ki ilk günden beri ona acıdan başka bir şey vermemiş biriyse, bu imkânsızdı. Çakmağı yavaşça kapattığında, yanıklar oluşan parmaklarına baktı. Kabuk tutmuş yaralar bir kez daha açılmış, kabarmıştı. Bir çakmak 800 derece yanardı; bu parmaklar buna nasıl alışırdı? Acıya alışılır mıydı? Dağhan acımaya çok alışmıştı. Ellerindeki hissizlik, Dağhan olarak onu mahvetse de Alphan olarak doğru olan buydu. Ne kadar az hissederse, o kadar insanın kendine vereceği hesap kolaylaşırdı. Çakmağı tutan eli, viski şişesine uzandığında hiç tereddüt etmeden dudaklarına dikildi. Alkol, kayıp gittiği yerleri bir bir yakarken, hissizleşmesini istediği tek şey parmakları değildi. Yangın bir kor gibi göğsünden yükseldiğinde, şişeyi çekti. Bu bir intihardı. Fakat ölen bir adam tekrar ölebilir miydi ki? Göğsü hatırlamaktan nefret ettiği bir boşluk ile dolduğunda, başını ellerinin arasına alarak mırıldandı: “Hissizliğin içinde bile hissettiriyorsan, senden kurtulmak için ölmek mi gerekir, Dağhan?” Fırtına şiddetlendi. Gökyüzünü yaran her şimşek, susturamadığı iç sesinin bir yankısıydı. Kar, en çok şimşek çaktığında yağardı. Dağhan, hissetmemek için kez daha ölmeliydi? Gök, yerinden kopacakmış gibi gürlediğinde, evin içinde tanıdık ayak sesleri duyuldu. Genç adam, kardeşinin acısını kilometrelerce öteden hissediyormuş gibiydi; ne zaman Dağhan dağılsa, o mutlaka yanında olurdu. Altay, kapının eşiğinde durduğunda genzine keskin bir yanık et kokusu doldu. Endişe göğsünde filizlenen tohumları hızla harekete geçirdi ve adımlarını hiç düşünmeden Dağhan’a doğru attı. Kan toplamış parmaklar, artık bir kadavra…

Bölümün tamamını WritePad'de oku