1.1
Yazar: Ekin Elif Kızğın

"Yaramı iyileştirmeyen her bir gün hayatımdan bir bağ kopardı. Sevgi karşılıklı olduğunda yaraya merhem oluyordu, tekken ise sadece alacası yüreğime yansıyordu.” 11. Bölüm,“Zana.” 🎵 Fikret Kızılok – Farketmeden [İstanbul] 17 Şubat 2025 Alina Alaca... Yüksek ses her zaman beni rahatsız eden şeylerden biriydi. Küçük yaşlarda bile yüksek sesli müziklerden, yüksek sesli ortamlarda bulunmaktan korkardım. O zamanlarda kendimi güvenli noktadan çıkmış gibi hissederdim. Yaşım ilerledikçe katlanmak zorunda kaldım. Davetler de uzaklara dalan vitrin bebeklerinden biriydim. O zamanlar gözlerin üzerimde olması ne kadar keyif verse de şimdi fark ediyordum ki ben sadece aracıydım. Üzerimden tırmandıkları mevkiler ilk başta bana yük değildi, kendimce bazı şeyler için bir bedel gibi görüyordum. Günlerden bir gün bu aracılık korkunç bir hal almıştı. Annem beni ilk o zaman hayal kırıklığına uğratmıştı; vitrin bebeğinin yanına bir başkasını eklemek istemişti. Onunla tanıştığımda 18 yaşımdaydım; annem beni dünyanın en iyi moda okullarından birine gönderirken, yanıma arkadaş çoktan seçmişti. Hayat arkadaşı. Valentino , hayatta hâlâ pembeliğin var olduğuna inandıran kişilerden biriydi o zamanlar. Hayatımın bana göre mahvolduğu dönemlerinden birini atlattığımı düşünüyordum. Yıllarımız bir peri masalı gibi geçerken, anneme onu benimle tanıştırdığı için minnettar olmadan edemiyordum. Ondan ayrılmak istemiyor bir ömrü onunla geçirmek istiyordum. Okul bitmiş geri dönüş zamanı gelip çattığında Türkiye’ye dönmeyi reddediyordum, hayatımın aşkını bırakıp aramıza binlerce kilometre sokma düşüncesi korkunç geliyordu. İtalya’ya taşınmak için babamı ikna etmek, oturum izni almak gibi birçok sorun içinde boğulurken Valentino ’ya bu düşüncelerimden hiçbirini bahsetmemiştim. Dönüş günü gelip çattığında son saniyeye kadar birbirimizden ayrılamıyorduk; beni öpüyor, sarılıyor aşkın varlığını hissettiriyordu. Uçağa binmek için kontrollerden geçerken, ani bir haberle uçağın rötar yaptığını öğrendiğimde kontrol noktasından geri çıkmıştım. Fazladan birkaç saatim vardı bu da onunla geçirebileceğim fazladan zaman demekti. Yüzümdeki aptal sırıtışla geri döndüğümde, peri masalının benim aptallığımın bir resitali olduğunu hayat çok sert bir şekilde yüzüme çarpmıştı. Dakikalar önce beni öpen dudakları, başka bir kadınınkilerinden olmaktan çok mutluymuş gibi davranıyordu. Kalbim, o anı hatırladıkça göğüs kafesimi dövmeye başlamıştı. İhanet, sizi kimi zaman gerçeklerle yüzleştirirken bir yandan da acının tam ortasına bırakırdı. Hayatımın dört yılının kocaman bir yalandan ibaret olduğunu öğrendiğimde kendimi toparlamam zaman almıştı. Babam, Sıraç ve Aslan… Onlar bugün olduğum güçlü kadının arkasındaki adamlardı. Onlar, ne kadar uzun sürerse sürsün küs kalamadığım istisnalarımdı. Tıpkı şu an Sıraç’ın arabasında, olanları unuttuğum gibi. Sıraç’ın evin bahçesine girdiğini çıkardığı gürültüden anlamıştım. Onun öfkesi her zaman sesli olan taraftaydı, yerle göğü birbirine katmadan duramıyordu. Odama çıkarken sesi gittikçe şiddetlenmiş, yüksek sesten ne kadar nefret ettiğimi bana bir kez daha hatırlatmıştı. Arabaya bindiğimde tek kelime etmedim, bir açıklamaya ihtiyacımız olmadığını biliyordum. Soru sormadı, yağan karı umursamadan arabayı sürerken tek odak noktası yoldu. Düşünüyordu, kafasında onlarca teori olmasına rağmen soru sormuyordu. Çünkü bana atacağı tek yanlış adım, ikimizi de patlatacak mayına denk gelebilirdi. Riskten uzak kalmayı tercih etmesinin tek sebebi daha büyükleri için doğru adımlar atmak istemesiydi. Üzerimdeki monta sarıldım ve başımı cama yasladım. Gözlerimi açıp kapattığımda her şeyin bir kâbus olmasını diledim. *** Yattığım yerden sıçrayarak uyandığımda zaman kavramımı tamamen yitirmiştim. Ağrıyan başımı avucumun içine aldım ve kendime birkaç saniye verdim. Telefonum yanımda değildi, kor sessizlik kulakları sağır edecek kadar yüksekti. Ayaklarımı yataktan sarkıttığımda odamdaki sürahide suyun kalmadığını fark ettim. En iyisi mutfağa inmekti. Aşağı inmeden önce ü…