Back To Black

1.0

Yazar:

Back To Black – Ekin Elif Kızğın kitap kapağı
Back To Black – Ekin Elif Kızğın kitap kapağı

"Zamanın geçiremediği yaraların tek ilacı sensin, Alina Alaca.” 10. Bölüm, "Kara Kış.” 🎵 Mert Demir – Kara Kış [İstanbul] 17 Şubat 2025 Alina Alaca... Bir yanım, uzun zamandır durmadan kanıyor. Ne kadar bastırırsam batırayım durmaz gibi geliyor. Direniyorum; pespembe hayatıma geri dönmeye çalışıyorum ama o kadar kanıyorum ki hayatımın ellerimden tamamıyla kaybolduğunu biliyorum. Kaybettiğim her tonda özlem katlanarak artıyordu. Oysa şu hayatta insanın değer verdiği her şey avuçlarının içinden birer birer gittiğinde, bazı şeylerin eski tadını alamıyorduk. Yollar açılmıştı ama kar hâlâ inatla yağıyordu. O günden beri herkes sessizdi, çoğu zaman da olduğu gibi her şey sanki yaşanmamış gibi yapılıyordu. Kendime yeni bir telefon aldığımda yaptığım ilk şey, çalışanlara uzun süreli izin vermek olmuştu. Bir süre o binaya adım dahi atmak istemiyordum. Güliz istifa etmişti. Yaşadıklarından sonra, kendimi affettirebilmek için ne yapabileceğimi defalarca düşünmüştüm. Ama en sonunda, bazı şeylerin telafisi olmadığını kabullenmek zorunda kaldım. Yaşanılanlar hiçbir şekilde telafi edilemezdi. Ben bile hazmetmemişken, kırk kat yabancının bunun kabullenmesini bekleyemezdim. Ofisteki güvenlik görevlilerini o gün yaşananlar hakkında sıkı sıkıya uyarmıştım, bu olay burada kalacak, dışarı çıkmayacaktı. Hepimiz hiç olmamış gibi davranacaktık. Biraz parayla herkes yaşanılanları gerçekten unutmuş olsa da ben sanki hep başladığım yerde sayıklıyor gibi hissediyordum. Aslan’ın evinde uyandığım o sabah, babam tuhaf sessizliğini yitirmiş; adamlarını gönderip beni oradan aldırtmıştı. Direnmedim çünkü babamın da çok iyi bildiği gibi, onun karşısında benim direncimin pek bir önemi yoktu. Onun gözünde zaten fazlasıyla şüpheli bir konumdaydım ve hata yapmayı göze alamıyordum. Sürekli düşünüyor, sürekli boğuluyordum. Aslan dün gün içinde birkaç saat uğrasa da pek bir şey konuşamamıştık, yine onlarca şeyi göğsümdeki tırnaklarımla kazdığım taze mezarlara gömmüştüm. O varken duygularımı saklamak zorlaşıyordu, gözlerimin içine bakıyor ve her şeyi anlıyormuş gibiydi. Son zamanlarda bunu fazlaca hissediyordum. O gün bana veda ederken, kollarını belime doladı ve fısıldadı: “Her şey yoluna girecek, Ala.” Ona inanmak istedim, fakat yapamadım. Huzuru doruklarına kadar yaşadığım gibi, acıyı da dibine kadar hissediyordum. Değişken fevri duygularım, zihinsel sağlığımı tamamen bozmak için bana verilmiş bir zehirdi. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. O bile eskisi gibi değildi. Son zamanlarda ciğerlerim, kursağımda kalanların şerefine nefesimi kesiyordu. Alphan’la o olaydan sonra bir daha konuşmamıştık. Başı belada mıydı, yoksa yaşananları gerçekten umursamıyor muydu, bilmiyordum. Korku, beni ne kadar bu yolda tökezleten büyük bir engel olsa da asıl yıpratan şey yaşadığım güven kaybıydı. Ansızın tekrardan bir başıma kalmıştım. En tepeden, en dibe saniyeler içinde ulaşmıştım... Babam bu süreçte hâlâ sessizliğini korumaya kararlıydı. Meraktan deliye dönse de sormuyor, gerekmedikçe konuşmayıp tavrını koruyordu. Sanki bazı şeylerin farkındaydı ama bu olayların daha ne kadar daha uzayacağını merak ediyordu. Eskiden bana saray gibi gelen ev, şimdi bir zindandan farksızdı. Ve ben, en azından kısa bir süreliğine bu zindandan uzaklaşacaktım. Tabii ki bu babamın düşünceleriydi. Çünkü bana sorulsaydı, o evin cehennemden farksız olmadığını söyleyebilirdim. Dün gece davranışlarımı sağlıklı bulmayan babam, annemi arayıp beni birkaç günlüğüne yanına almasını istemiş; sanki hâlâ on yaşındaki çocuğunun velayetini verir gibi. Tabii ki annem de magazin haberlerini bahane edip beni sorguya çekmek için fırsat kolluyormuş gibi hemen kabul etti ve bana bir araba göndereceğini söyledi. Ne kadar düşünceli bir anne! Arabanın beni birkaç saat sonra alacağını umursamadan kış bahçesinde demlediğim bitki çayının kokusu eşliğinde çizim yapıyordum. Çizim yeteneğimi çoğunlukla kıyafet tasarlamak için kullansam da zihnimi dinlendirmek istediğim zamanlarda tuvallerin huzuruna sığınırdım. İşte o zam…

Bölümün tamamını WritePad'de oku