Orman.
Yazar: Nermin Veliyeva

Merhaba🍀 Yorumlarda buluşalım. Keyifli okumalar ✨ (Leira'nın evi) Kutsal Beyaz Kaplan (Kutsal Ay Kaplanı) Beyaz Kaplanlar Lunareth ormanının derinliklerinde yaşarlar. O kadar kadim varlıklardır ki, onların efsane olduğu düşünülür. Bir kaplanın ömrü 300 yıla kadar uzayabilir. Beyaz kaplanları çok az insan görmüştür ve görenlerin çoğu sağ-salim evine geri dönememiştir. Eve dönenlerse çoktan yaşlanıp ölmüşlerdir. Her kral böyle güçlü bir hayvanı olması açgözlülüğne düşse de beyaz kaplanlar kutsaldır ve yalnızca aya aittir. Ay kutsal ışığıyla kaplanları kutsamıştır.Normal kaplanlardan çok daha iri ve tüm hayvanlardan daha güçlülerdir. Beyaz kaplanlar insanlara doğrudan hiçbir zaman saldırmazlar . Genellikle bölgelerini,sınırlarını korurlar. * Orman🌳 Leira ortalama 30lu yaşlarda,kumral,ortalama bir boyda,mavi gözlü,zayıf ama tombul yanaklı,sevecen bir kadındı. Yalnız yaşıyordu bir süredir. Geçimini ormandan topladığı bitkileri satarak ve ya şifali bitkiler hazırlayarak sağlıyordu. Leira doğduğundan beri bu köyde yaşıyordu, Lindrell köyünde. Lindrell köyü Arolin krallığının sınırlarındaydı ve krallığa bağlıydı. Krallığın unutup,önemsemediği küçük yerleşkelerden biriydi. Leira, kocası Xena'yı iki yıl önce bir savaşta kaybetmişti. Onlar, birbirlerine delicesine âşık olarak evlenmişlerdi. Hiç çocukları olmamıştı belki ama bu, aralarındaki sevgiden en ufak bir şey eksiltmemişti. Xena, Leira'nın gözlerinin içine bakarken dünya durur gibi olurdu. Öylesine derin bir bağ vardı aralarında ki, sanki başka hiç kimseye ihtiyaçları yoktu. Xena, ormanın sınırında, kendi elleriyle küçük bir ev inşa etmişti. Hayatlarını doğanın kalbinde, birbirlerine yaslanarak kurmuşlardı. Xena ormanda odun kırar, Leira bitki toplardı. Gölde birlikte yıkanır, ağaçların kollarında birlikte uyurlardı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazlardı bile,onlar sadece birbirlerine ve doğaya aitti. Leira kalbini,aşkını,en yakın arkadaşını,tek ailesini onları umursamayan,kendine kattığı topraklardan yalnızca vergi almasını bilen Arolin kralı Tira yüzünden kaybetmişti. Onun çıkardığı anlamsız savaşlar yüzünden daha nice kadın kocasını,oğlunu,babasını kaybetmişti. Hayat bir şekilde devam ediyordu işte. Leira da bedenen yaşıyordu. Sonrasında hiç evlenmek istememiş,tüm taliplerini reddetmişti. Onun kalbinde son ritim Xena öldüğünde gitmişti. Ya da o öyle sanmıştı. Ta ki, ormanda bulduğu küçük kız çocuğunu görene kadar. Şimdiye kadar beslediği tüm aşklardan büyük olduğunu düşünmüştü o bebeğin. Nirena...İsmi de kendisi kadar güzeldi.Günler geçtikce Nirena da büyüyordu. Diğer bebeklerden daha çabuk dil açmış,7 aylıkken yürümüştü. Çok zekiydi , merhametliydi, sevecendi. Leira bazen Nirena'yı hayvanlarla iletişim kurarken yakalıyordu. Sanki hayvanlar küçük bebeğin çıkardığı sesleri anlıyormuş gibi durup onu dinliyorlardı. Leira ormana gittiğinde Nirenayı da sırtında kendisiyle götürürdü. Aynadaki siluet ona altın bırakmıştı ama Leira köy halkına çok karışmamaya özen gösteriyordu. Kocası iki yıl önce ölen bir kadının yeni doğmuş bir bebeği olması küçük köyde nasıl yankı getirirdi tahmin ediyordu. Bu durumda kendisini değil, Nirenanın tanınma olasılığını düşünüp dikkat ediyordu. Yine birgün Leira ormana şifalı bitki toplamaya gitmişti. Son zamanlarda sırtı ağrımaya başlamıştı, Nirena daha 4 aylık olmasına rağmen gittikce tombullaşmasının verdiği ağırlık Leiranın taşıması için biraz zorlayıcıydı. Siluetin verdiği o sütte kesinlikle birşeyler vardı,ya da Nirena'nın soyunda. Leira onun bir insan olmadığını düşünmezdi,düşünmek istemezdi. Bazen aklına siluetdeki kadın ve o kadının Nirenaya nasıl şefkatle baktığı gelirdi. Ama çabucak aklından bu düşünceleri kovardı. O kadın kırmızıydı,kan kırmızısı. İnsana benzemiyordu. Nirena ise bir insandı,hem de çok güzel ve tatlı. Tabii bazen ona tuhaf gelen olaylar oluyordu. Bir gece rüyadan uyandığında Nirenanın gözlerinin ışık gibi yandğını, parladığını görmüştü ama bu saliselik birşeydi ve kendini yanlış gördüğüne inandırmıştı,bazen de daha dil açıp ko…