Dört Duvar Tek Fırtına
Yazar: Sıla

Bölüm Müziği: Beni Geri Ver - Kendimden Hallice O kelimeler bahçede asılı kaldığında nefes alamadığımı hissettim. Berkal’ın göğsündeki elimi, sanki kor gibi bir şeye değmişim gibi hızla geri çektim. Gözlerindeki o devasa, beni iyileştirmek isteyen şefkat bende şefkat değil, arkama bakmadan kaçma isteği uyandırmıştı. Çünkü ben harabeleri tamir etmeyi bilirdim. Ama birinin beni bu kadar güzel sevmesiyle ne yapacağımı bilmiyordum. Bir şey demedim. Diyemedim. Berkal’ı bahçede, sırtı hâlâ yaslandığı kapının önünde bırakıp merdivenleri üçer beşer tırmandım. Eve girer girmez kapıyı kilitledim. Sürgüyü çektim, yetmedi; arkasına eski ahşap sandalyelerden birini dayadım. Sanki Berkal’dan değil de, içime sızmaya çalışan o sevgiden kaçıyordum. Koridorun ortasında öylece kalakaldığımda evin sessizliği bir anda üzerime çöktü. Duvarlar gitgide daralıyor, tavan üzerime doğru alçalıyormuş gibi hissediyordum. Burnuma yine hastane kokusu geldi. Berkal’ın annesinin zehirli cümleleri... Babaannemin lavantaları... Hepsi birbirine karışıyordu. Kendimi banyoya attım. Musluğu açıp yüzüme soğuk su çarptım. Başımı kaldırdığımda gözüm aynanın hemen yanındaki küçük ahşap rafa takıldı. Geçen ay Berkal’ın tamirhaneden getirdiği, kenarı kırık olduğu için çöpe atılacak olan o raf... Ben zımparalamış, boyamış, maviye çevirip duvara asmıştım. Bakışlarım rafa kilitlendi. Ve o cümle yeniden zihnimin içinde yankılandı. Her şeyi onarıyorsun da bir tek benim kırık kalbime mi çaren yok? Göğsümün ortasına ağır bir taş oturdu. Bir anda nefesim değişti. Derin bir nefes almaya çalıştım ama ciğerlerime dolması gereken hava sanki boğazımda düğümlenip geri dönüyordu. Kalbim hızlanmış, kulaklarımda uğultulu bir fırtına kopmaya başlamıştı. "Nefes al..." diye fısıldadım kendime. "Mavi, nefes al." Ama kendi sesimi bile doğru düzgün duyamıyordum. Ellerim titremeye, parmak uçlarım uyuşmaya başladı. Bacaklarımın gücü çekilince sırtımı fayanslara yaslayıp yavaşça yere çöktüm. Dizlerimi kendime çektim, kollarımı etrafına doladım. Yine oluyordu. Yıllardır kendime sakladığım o korku, tam da en savunmasız olduğum anda gelip beni bulmuştu. Babaannemi kaybettiğim gün yaşadığım o çaresizlik... Şimdi yine aynı duvarların arasındaydım. Tek fark, bu kez bana "Mavi'm" diyecek o sıcak sesin olmamasıydı. Titreyen ellerimle telefonumu çıkardım. Ekrandaki isimler birbirine giriyordu. Birkaç kez yanlış yere bastıktan sonra nihayet Melih’i bulup arayabildim. Melih'ten.. Telefon ekranında Mavi’nin adı göründüğünde yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Normalde beni aramazdı. Mesaj atardı. Hele son günlerde mümkün olduğunca kimseyle konuşmuyordu. O yüzden telefonu açarken aklımdan geçen ilk şey, sonunda kendine gelip benimle konuşmaya karar verdiği olmuştu. "Mavi?" Karşıdan cevap gelmedi. "Mavi, ne oldu? İyi misin?" Yine ses yoktu. Sonra çok hafif, boğuk bir ses duydum. O an içimde bir şey koptu. "Mavi?" Telefonun diğer ucundan gelen o nefes alışverişini tanıyordum. Yıllar önce de duymuştum. Babaannesi öldüğünde, insanların başına üşüştüğü o evde, herkes ne yapacağını şaşırmışken Mavi'yi bir köşede bulduğumda da aynı çaresizlik vardı sesinde. Sandalyeyi bile doğru düzgün itmeden ayağa kalktım. "Mavi, beni duyuyor musun?" Cevap gelmedi. Telefon bir anda yere düşmüş gibi sert bir ses duyuldu. "Mavi!" Ceketimi kaptığım gibi kapıya yöneldim. Bariyer'in önünden çıktığımda ayakkabılarımı bile doğru düzgün giymediğimi fark etmedim. Tek düşündüğüm şey eviydi. Sokağı neredeyse koşarak geçerken telefon hâlâ elimdeydi. "Mavi, telefonu kapatma. Duyuyorsan ses çıkar." Cevap yoktu. Mahallenin sokak lambaları önümden birer birer geçerken çocukluğumuz gözümün önünden akıyordu. Mavi'nin küçücük hâliyle peşimden koşturduğu günler... Bir şeylerden korktuğunda bana sığınması... Babaannesinin ardından evin kapısında öylece kalışı... Ben onun ağladığını çok görmüştüm. Ama böyle sessizleştiğini görmekten her zaman korkardım. Sokağın başını döndüğümde evini gördüm. Işıklar yanıyordu. "Mavi!" Koşarak bahçe kapısına ulaştım…