02.2 | manyağın biri kumarhaneye girer.
Yazar: Gamze Kırışoğlu

Deponun ilerisinde, limana beş yüz metre kala adımlarını yavaşlattı. Cebindeki uçları sarılı bıçaklarını çıkarıp çantasının derinliklerine, paraların yanına gömdü. Dışarıdan bakıldığında antrenmandan dönen sıradan bir adamdan farkı kalmamıştı; her ne kadar üzerine sıçrayan kanların ve omzunu sıyırıp geçen yaranın mantıklı bir açıklaması olmasa da. Yürümeye devam etti. Sefil hayatına, sefil apartman dairesine dönerken çantada Şeref'in parası vardı. Bir kadın çığlığı, gecenin kesif sessizliğini yırtıp kulak zarına bir iğne gibi saplandı. Durdu. Çantasının sapından sıkıca tutup omzundaki yeri garantiledi. Kulak kabarttı. Ses yeniden yükseldiğinde, bu kez yardım dileyen bir kurbanın feryadını değil, hırslı bir kavganın gürültüsünü işitti. Gecenin kör saatinde, limanın bu tekinsiz köşesinde rastlanacak herhangi bir yabancı iz, Azel'in ensesindeki tüylerin diken diken olmasına yetmişti. Sesin geldiği yere doğru yürüdü. Önünde, cılız ve titrek lambaların aydınlattığı, rutubetli bir altgeçit uzanıyordu. Mesafe, içerideki gerilimi iliklerinde hissedecek kadar kısalmıştı. Kirli beton duvara sırtını dayamış bir kadın, karşısındaki karaltılara doğru zehirli bir öfkeyle bakıyordu. Göğsü, ciğerlerine çekmeye çalıştığı yetersiz havayla hızla inip kalkarken; yorgunluğu, bakışlarındaki hırçın parıltıyı söndürmeye yetmemişti. Kapana kısılmış bir kısrak gibi nefes nefeseydi. Azel, sağ omzundaki çantayı sessizce zemine bıraktı. Üç adamın etrafını sardığı kadından yana döndü. Karşı tarafta ani bir hareketlilik patlak verdi. Duraksadı. Kimin kurban kimin cellat olduğunu tartmadan olaya dâhil olmak ahmaklık olurdu. Kadın, saniyeler içinde mağdur gömleğinden sıyrıldı. Bacak arasına savurduğu sert tekmeyle, kendinden iki kafa daha uzun olan devasa adamı bir anda dizlerinin üzerine çöktürdü. Ellerini sıkı birer yumruğa dönüştürürken, yerde acıyla kıvranan adamın yüzüne, sanki bir böceği eziyormuşçasına ayağıyla bastı. Engelini yolundan çekmeye tenezzül bile etmeden, üzerine gelen ikinci rakibine döndü. Adamın çenesi hırstan kilitlenmişti; tüm gücüyle savurduğu yumruk havayı döverken, kadın boyunun verdiği kıvraklığı kullanarak bir gölge gibi eğildi. Rakibi henüz hamlesinin boşluğunu kavrayamadan, kadının yumruğu adamın çenesinde patladı. Herkes yanılmıştı; bu kadın bir av değil, pusuda bekleyen bir infazcıydı. Kadın, hırsla havaya sıçrayıp tekmesini karşısındaki adamın karnına geçirdi. Ancak yere inerken, ayakkabısının topuğu kırıldı ve dengesi sarsıldı. Tam o sırada arkadaki üçüncü adam, ceketinin altından namlusunu çıkardı. Kadın yaraladığı diğer adamın önüne sığındı. İlk mermi yankılandı; hedefi kadın değil, kendi arkadaşının bedeni olmuştu. Diğeri ise Azel'in fırlattığı taşın kafasına isabet etmesiyle engellenmişti. Silahını tekrar doğrulttuğunda; Azel'in fırlattığı ikinci taş, havayı yırtarak adamın şakağında patladı. İri adam acı dolu bir inlemeyle sendeledi, başını tutarak arkasını döndü. Azel, gölgelerin içinden ağır adımlarla kavgaya doğru yaklaşırken kadın atağa geçti. Önünde yığılmış olan bedeni bir basamak gibi kullanıp yükseldi. Bir anlığına bakışlarını öteye çeviren iri adamın boşluğundan faydalandı. Parmakları arasında gizlediği paslı demir parçası, sokak lambasının cılız ışığında sinsi bir pırıltıyla kendini gösterdi. Savrulan kolun ivmesiyle paslı metal, adamın boğazını yarıp geçti. Adam yarasını tutarak yere yığıldı. Azel, birlikte yere serdikleri son adamın birkaç adım gerisinde durmuş, kadını süzüyordu. Kadın, başını hırsla kaldırıp bakışlarını ona kilitledi. "Ne istiyorsun?" Yere eğilip üzerindeki koyu elbisenin rengiyle bütünleşen küçük çantasını kavradı. İçinden çıkardığı kısa namlulu altıpatları, tereddüt etmeden Azel'in yüzüne doğrulttu. "Yavuz'a mı çalışıyorsun?" diye gürledi. Sesindeki titremenin öfkeden mi yoksa yorgunluktan mı olduğu seçilemiyordu. Azel, ellerini yavaşça kaldırdı. Yüzünde, normalde kendisine yapıldığında kanını beynine sıçratan samimiyetten uzak buz gibi bir gülümseme vardı. Başını iki yana salladı. "Kimde…