02.1 | manyağın biri kumarhaneye girer.
Yazar: Gamze Kırışoğlu

Şeytan; öbür yanağını çevirmek yerine intikam almayı temsil eder. Anton Szandor LaVey ◙ 31 Aralık 2017 Böyle soğuk geceler, eski alışkanlıkları ortaya çıkartıyordu. Şeref Bey, batırdığı işin ardından sektöründe tutunabilmişti. Hâlâ dışarıdaydı ve yakalanmayacaktı da. Ellerini arkasında kavuşturup oyun gecesi düzenlediği büyük depoya bakındı. Parayı nasıl kazanacağını iyi biliyordu. Çip sesleri konuşmaları bastırıyor, oyunlar masalarda o kadar hızlı akıyordu ki krupiyelerin bile başı dönüyordu. Bu ses... İşte bunun için yaşamaya değerdi. Şeref Bey nakit akışından memnundu. Kontrol tamamen onun elindeydi; işlediği tek suç, yüksek sosyeteden birkaç isim gizlice eğlenebilsin diye oynattığı yasa dışı bahislerden ve küçük kumarhanesinden ibaretti. Bir suçlu olarak basit bir hayat ona iyi gelmişti. İsmet ona doğru yaklaştı. Şeref Bey'in keyfini bozmak istemiyordu ancak patronunu bilgilendirmeliydi. Şeref omuzlarını gerip yavaşça ona doğru döndü. "Sorun mu var?" İsmet'in donuk yüzü rengini belli etmiyordu ancak kaslarındaki gerginlik onu ele veriyordu. "Sorun yok, efendim. Yalnızca ana kapıda içeri girmek isteyen biri var. Israrla sizi görmek istediğini söyleyip duruyor." Şeref kaşlarını çattı. "Bu gece özel bir gece. Elinde davetiye olmayanı almayın, gönderin gitsin. Davet ettiğimiz herkes zaten eksiksiz bir şekilde içeride. Kapılardan kimse geçmeyecek." İsmet başını iki yana sallıyordu. "Almadık efendim ama inatla sizinle görüşmek istediğini söylüyor. Önemli olabilir diye size danışmak istedim." Şeref durduğu basamaktan indi. Basamakta dururken İsmet'le aynı boyda görünüyordu. "Nasıl birine benziyor, tanıdığımız biri mi?" diye sordu dikkatle. Kasasına girecek paraları düşününce, davetiyeyi kendisi de pek tabii takdim edebilirdi. İşleri yoluna koymaya çalışan biri için para daha kıymetliydi. İsmet yüzünü buruşturdu. "Doğrusu ilk masada tüm parasını bitirecek gerzek bir tipe benziyor. Biz tanımıyoruz ancak söylediğine göre o sizi tanıyormuş ve onu gördüğünüz zaman mutlaka içeri alacağınızı söylüyor. Elinde bir çanta var, yüklü nakitle gelmiş olabilir." Şeref, kenetlediği parmaklarını çözdü. Sağ eliyle belindeki silahını yokladı. Burada yepyeni bir işi vardı, kimsenin bu akışı kesmesine müsaade edecek değildi. "Bizi iki aydır herkes tanıyor, İsmet. Arandığımızı biliyorsun. Polis olmadığına emin misin?" İsmet başını salladı. "Polis gibi durmuyor efendim. Ne yapmamızı arzu edersiniz?" Şeref sol tarafında duran korumaya başıyla işaret verdi. "Bir soralım bakalım kimmiş, beni nereden tanıyormuş. Duruma göre bakarız bir hâl çaresine. Eski hataları tekrar etme lüksümüz yok." İsmet başını salladı. Adamın arkasına geçti. Önemli davetlilerin isteği dışında açmadıkları bu kapılar, gecenin bir yarısı Şeref Bey için açılmıştı. Karşılarında uzun boylu, gri eşofmanlı bir adam duruyordu. Koyu renk saçları, buğday teni ve yüzündeki donuk ifadesiyle olsa olsa otuzlarının ortasındaydı. Spor salonundan çıkıp gelmiş bir serseriye benziyordu. İsmet'in tarif ettiğinin aksine Şeref'in dikkatini çekecek kadar nakitle kapıya gelmiş olamazdı. Ancak elinde, yere doğru süzülüşünden bile ağır olduğu belli olan bir çanta tuttuğu doğruydu. "Kiminle görüşüyorum?" diye sordu Şeref. Genç adam onlara doğru bir adım öne çıkınca, Şeref'in korumaları refleksle önüne geçmeye yeltendi. Sözlerinin aksine eski hatalarını tekrar ediyor, adamlarını hâlâ etten duvar olarak kullanmayı bırakamıyordu. "Mutlu yıllar, Şeref Bey. Sizinle tanışmak ne kadar güzel. Mümkünse davetinize katılmak istiyorum. Eğlencelik biraz nakit getirdim ve küçük oyunlarınıza neşe katacağımdan emin olabilirsiniz." Elindeki çanta, içeri girenlerde sıklıkla gördüğü tıka basa para dolu ofis çantalarından değildi. Şeref Bey, bu alışılmadık tarzıyla mekanına girmek isteyen genç adama aynı soruyu yeniden yöneltti. Bir yandan da onu dikkatle süzmeye devam ediyordu. Genç adam gülümsedi. Koyu göz altlarına vuran ışıklar bile onları aydınlatmaya yetmemişti. "Ben ortamlardan eksik olmaması gereken adamlardanım, nasıl…