AZ ÖNCEKİ ŞİMŞEĞİ FARK ETTİN Mİ?
ESKİYE AİT
Yazar: şarap

Odamda güneş yavaş yavaş varlığını hissettirirken kafamı gömdüğüm test kitabında soruya Merih muamelesi yapıyordum. Beşten beridir ellerimde paramarça olmuş silgiyle son bir defa daha bastırarak sildim elimdeki kalın test kitabını. "Çıksana işte çık!" diye söylendim cevaba doğru. Test kitabına doğru sert bir hareketle vurdum. Eşyalarımın titreşim etkisindeki hareketi ve odaya yayılan çarpma sesinin ardından, öfkeli gözlerim test kitabına döndü. Yeterli çalışmıyorum ki bulayım cevabı. Birkaç dakika daha canımdan daha önemliymişcesine cebelleştim soruyla. Olmadığını, yapamadığımı kendime yediremedim. Saatler süren çalışmanın ekmeğinin bu olduğunu görmek içimde kin dolu bir öfke dumanına sarıldı. Sertçe karaladım kalemimle kitabı "Yapamıyorum işte, yapamıyorum yapamıyorum!" Sert birkaç hareketimin kendime sekmesiyle derin derin nefes aldım ve kollarımı derimi kazımak ister gibi kaşımaya başladım. Test kitabım yeri boylarken ben de hızlıca ayağa kalktım. "Ezgi?" dedi annem kapıyı aralarken. Onu cevapsız bıraktım, öfkeli hareketlerle çantamı yerinden aldım ve elime geçen kitapları tek tek içine koymaya başladım. "O kadar saat çalışıyorum, nato mermer nato kafa işte! Ne fayda ediyor ki, olmuyor hiçbir şey! Hiçbir şey yapamıyorum!" Yalnızca derin nefes alışını işittim, bu bıkkınlık belirtisi öfkemi katlarken kıyafet dolabımı açıp annemin eski püskü diye nitelendirdiği ikinci el kıyafetlerimiseçip çıkardım. "Ezgi'm, biraz sakin mi olsan?" Ona baktım ters ters, o ise her zamanki sakin tavrıyla yanıma yaklaştı. "Sen yapamayacak bir kız değilsin, sadece biraz rahat bırakman gerekiyor kendini." Test kitabımı yerinden kaldırıp masamın üzerine koydu ve dağılan diğer eşyalarıma yöneldi. Yatağımın üzerine otuturken uzun uzun onu seyrettim. "Yapamıyorum işte, olmuyor... Hiç yeterli gelmiyor." "Ama sen yetersin." dedi işini bitirip masaya yaslandığında. "Bu kadar kasıntı yaşamana gerek yok. Dışarıya çıkıp biraz hava al, arkadaşlarınla konuş, yürü, boyama yap..." "Hiçbir şey hissettirmiyor ki eskisi gibi" dedim ellerimle oynamaya başlarken. "Hep eski lere takılı kaldığın için, sana öyle geliyor olmasın?" kollarını göğsünde birleştirip tüm yorgunluğuyla bana baktı. "Bunu çözmemiz gerek Ezgi, en güzel yıllarını kitaplar başında çürüt diye büyütmedim ben seni." İlerisi için pişmanlık demekti bu. Ben de istemiyordum, ben de bu kadar yük edinmek, bu derece dert yüklenip şimdiden strese girmek istemiyordum, ama olmuyordu işte. Olmuyordu, yapamıyordum. Yeteli gelmiyordum kendime, daha iyisi olabilirdi. Eğer çalışacak birkaç saatim daha varsa, bu benim geleceğim için bir kazanç olurdu mutlaka. "Ama geleceğim-" "Daha gelmedi, neler olacağını bilmiyoruz. Varlığı meçhul bir gelecek için bugününü mü mahvedeceksin?" Öyle deme anne, öyle deme. Daha fazla stres yaptırıyor bu bana. Kelimeleri aklımı bulandırırken ben de nefesimi düzenleyip öfkemi yatıştırmayı denedim. Yaptığım nankörlüktü belki ama, arkadaşlarıma bile aynı sıcaklıkla bakamaz olmuştum. Hiç kimseye karşı sevgi hissedemiyor, aksine bana baktıklarında bile anında gıcıklığı kapıyordum. "Görüşmek istemiyorum ki kimseyle, hiçbir şey yapasım yok" "Hadi, hazırlan çık biraz daha al hem de." "Arkadaşlarımla görüşmek istemiyorum şuan ya, canım hiçbir şey yapmak istemiyor." Belli başlı bir huy edinmiştim kendime, en sevmediğim özelliklerimden biriydi de aynı zamanda bu: birinden soğuduğumda, o kişiye dair ne varsa benim için negatif tarafa geçer, geçmiş veya gelecek iyiliklerinin tek temeli art niyetidir. Sürekli bir şey ararım ardında, doğruyu söyleseler bile yalan hissederim. Beni dinlemeden kollarımdan tutup ayağa kaldırdı annem ve üzerimi değiştirmem için odadan çıktı. Bugünlerde neredeyse tüm arkadaşlarımla bu soğukluk vesilesiyle görüşmemeyi tercih ediyordum. Yalnız elbette değildim, ama yanımda olan kişinin bir önemi yoktu. Birlikte gülüp eğlensek de sonrasında içimi kemiren şeyler yaşatıyordu bu mutluluk ve öylesi biri vardı ki: Merih Uzun süredir tanıyorduk aslında birbirimizi, ortaokulda ortak gi…