AZ ÖNCEKİ ŞİMŞEĞİ FARK ETTİN Mİ?
PANİK
Yazar: şarap

Derin baş ağrım, yoğun hıçkırıklarım ve ağırlık basmış yüreğimle üçüncü defa uykudan uyanıyordum. Kafamı yastığa her koyduğumda bu defa son olsun dileklerime karşı hala ümit beslemekten vazgeçmek istiyordum, ama yapamıyordum. Gözlerim rüya semasına açıldığında baki bir sessizlik çöküyordu başta, ardından o sessizlik boşluğa, boşluk da giderek karanlığa boğuluyordu ve göğsüme yaptığı kararmış ve ağır baskılarla, nefessiz kalmış, terden sırılsıklam olmuş veya ağlamaktan hıçkırır bir halde buluyordum kendimi. Bulunduğum yatak üzerinde doğruldum, nefes alışverişimi düzene bindirmek adına elimi göğsümün üzerine bastırdım. Hiçbir etki etmedi bu, oturur pozisyona geçtiğimde daha fazla ağlamaya başlamıştım. Kontrol tamamen kaybedilmişti bünyem nezdinde, gözlerimse tamamen körlüğe gömülmüştü. "Anne..." dedim güçlükle hıçkırık dolu sesimle. Onu bu saatte uyandırmayı hiç istemiyordum, sabahları öğrencileriyle uğraşıp yeteri kadar dert çekiyormuş gibi geliyordu hep. Vicdanım kanaya kanaya seslenişime devam ettim, sonunda odamın kapısı aralandı. Üstünde pijamaları ve dağınık topuzuyla, gelecekteki halim içeri girdi: "Ezgi?" Endişeliydi sesi biraz. Beni o hale görmeyi beklemiyormuş gibiydi. Yüreğime yüklenen ferahlama hissiyle kendimi rahatlamaya çalıştım. Hiçbir şey söylemedi annem bana, yalnızca yanıma geldi ve sıkı sıkı sardı kollarını. Aslında sıkı değildi sarılışı, ama kalbim bambaşka hissetti işte. Ellerini ellerimde hissettiğimde avuç içlerimi ovuşturmaya başladı, "Tamam anneciğim, güvendesin bir şey yok." sesindeki hafif tınıyı dinlemeyi çok istesem de başaramadım, kafamı gömebildiğim kadar gömdüm boynuna. Parmaklarını saçlrıma geçirip derime hafif hafif masaj yapmaya başladığında bileğine dokunup durdurdum onu. "Yeterli..." "Daha iyi misin?" Kafamı sallamakla yetindim ve ondan ayrıldım. Titreyen bedenime karşı koyup ayağa kalkmayı başardığımda vücdudumdan soğuk soğuk terler boşaldı. O sıkışıklık boğazımda bir yumru halini aldı, derin derin nefes çektim içime fakat faydayı sadece psikolojik olarak hissettim sanırım. "Ezgi, bu hafta kaçıncı bu?" sorgulayıcı değildi, sorunu anlamaya yönelik bir sitemdi bu. Banyonun ışıklarını yakıp içeri girdiğimde dişlerim bile takırdamaya başlamıştı. "Çok soğuk..." dedim birbirine vuran dişlerim arasından. Suyu sıcak tarafa çekip akışını seyrederken annemin omuzlarıma indirdiği hırkamla birlikte biraz daha sakinleştim. Beni sıkıştırmadan ellerini omzuma koydu. "Bunun icabına bakmamız lazım acilen, konuşmak istediğin bir şey var mı?" "Ölmek istiyorum ben" dedim ellerim sıcak suyun altında titremesini durdurmaya çalışırken. Donup kaldı annem, hiçbir şey söyleyemedi. Çok acı bir cümle kurmuştum ona, hem bir isyan hem de bir kayıbın habercisi niteliğindeydi söylediklerim. Elime doldurduğum suyu hızlıca yüzüme çarptım. Aynadan bükülmüş dudağımla, dokunsan ağlayacak tınıda ona baktım uzun uzun. Halimin içler acısı olduğunu düşünüyordu muhtemelen, söyleyemiyordu hiçbir şey. "Özür dilerim" dedim ümidimi kaybetmiş gibi. Önemli olmadığını söylemek ister gibi iki yana salladı kafasını, kollarımdan tutup yavaşça kafasını boyuma eğdi. "Konuşmak istersen, her zaman buradayım güzel kızım. Lütfen hayatın getirilerinden ziyade, biraz da kendine odaklanmayı dene. Ölüm zaten mutlak son, en azından o seni bulmadan sen mutluluğu bul" omuz silktim hafifçe. "Ne fark edecek ki, mutlu veya mutsuz?" nefesimi dışarı verdim. "Sonuçta oraya gittiğimde, duygularımın pek de bir tesiri kalmayacak bende. Eminim korkudan ruhumu ikinci defa teslim ederim." gözlerimi silip güldürmeye çalıştım bizi. Bana umut olmak adına o da güldü. Ardından dudakları alnımda da buluştu. "Seni çok seviyorum" dedi gülümserken. Artık daha sakindim, nefesim daha da dinginlenmişti. Gülümseyip kafamı sallamakla yetindim. "Bir daha ağzından böyle şeyler duymak istemiyorum, Ezgi" Omuz silktim tekrardan ve adımlarımı odama yönlendirdim. Arkamda onu yüreğinde büyük bir boşlukla bıraktığımı biliyordum, belki de sabaha kadar bunu düşünecekti, sabaha kadar benim…