0,3
Yazar: Vera

Oy vermeyi ve satır arası yorum bırakmayı unutmayın ballarım. BÖLÜM 3: YEDİ TANE BİLET Şarkı: Yedinci Ev - Sevsene Beni Kahraman Deniz - Suç Mahalli Yedinci Ev - Anlat Ona RÜYA ANKARA, 2026 4 Temmuz. -Yedinci Ev grubun Sevsene beni - şarkısı odanın duvarlarında yankılanırken rahat bir nefes alarak kendimi yataktan zorlada olsa kaldırdım. "Nereden geliyor bu enerji?" dedim, Selin'e bakarak. Selin şarkıya eşlik ederken saate baktım. On ikiye geliyordu. Esneyerek yatağımı toplarken elimi yüzüme yıkımak için odanın içindeki lavaboya yürüdüm. Soğuk suyu yüzüme çarparken Pars aklıma geldi. Benimle gizli bir aşk yaşamak istiyordu. Kabul etmedim, onu orada bırakarak eve geri girmiştim. Pars ise arkamdan bakakaldı. Ben ise arkamı dönüp ona bir kez daha bakmadım. Beni durdurmak istemedi çünkü ne yapacağımı biliyor gibiydi. "Ya hadi, hazırlan! Dışarı çıkalım, gezelim!" dedi Selin bağırarak. "Pekala, Ankara'yı pek bilmiyorum. Atalay gezdirir bizi." demem ile Selin'in yüzü güldü. "Hazırlan." dedi. Hazırlanmaya koyulduğumuzda hafif bir makyaj yaptım, zaten bu sıcakta makyaj yüzümden akar giderdi. Saçlarımı iki yan taraftan tutarak arka taraftan mandal toka ile sıkıştırdım. Çantama, rujumu koydum ardından lastik tokamıda içine atarak cüzdanımı filan koyarak üstümü giyinmeye geçtim. Bordo, üzerimde oldukça güzel duran askılı bir bluz tercih ettim. Açık mavi, yıpratılmış detaylı mini şortumu giyip aynı tonlardaki bordo-beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Boynumdaki ince altın kolyeler de kombine küçük bir ışıltı katıyordu. (Kombin bu aşkım.) 🪡🧵 05...- Bensiz dışarı mı çıksaksın? Ekranıma düşen bildirim ile kaşlarımı çattım. Bu kimdi? Rüya: Sen kimsin? 05...- Gelecekte aşkın olacak kişi. Rüya: Saçmalamayı kes, Pars. Aptal çocuk. Pars: Benim olduğumu anlamazsın sanmıştım. Zeki kızsın. Rüya: Biraz daha gizemli olsaydın belki şüphe duyabilirdim. Pars: Peki, bir dahakine daha gizemli olurum, güzellik. Mesaja görüldü attım. Telefonu çantama atarken Selin'in bakışlarını üzerimde hissettim. Aynanın karşısında saçlarını düzeltmeye devam ediyor, fakat gözleri sürekli benim tarafıma kayıyordu. O bakışı tanıyordum. Bir şey yakalamıştı ve birazdan mutlaka ağzımdan laf almaya çalışacaktı. "Ne oldu?" diye sordum, çantamın askısını omzuma geçirirken. "Hiçbir şey." "Selin." "Tamam, tamam. Bir şey demiyorum." Gözlerimi devirip kapıya yöneldim. Selin de arkamdan gelirken yüzündeki gülümsemeyi saklamaya çalışıyordu. "Yalnız o mesaj kimden geliyordu?" "Kimse." "Kimse sana 'güzellik' diye mesaj mı atıyor artık?" Bir an durup ona döndüm. Gözleri parlıyordu. "Telefonumu kurcalamayı bırak." "Kurcalamadım ki. Ekrana düştü." "Görmemiş ol." "Peki." Söylediği kelimeye rağmen yüzündeki ifade tam tersini söylüyordu. Onu susturmanın en kolay yolunun konuyu değiştirmek olduğunu bildiğim için kapıyı açıp koridora çıktım. Merdivenlerden inerken evin serinliği tenimde hissediliyordu. Dışarıdaki temmuz sıcağına rağmen içerisi gölgeli ve sakindi. Salona girdiğimizde Atalay koltuğun üzerinde oturmuş, telefonunun ekranında bir şeylere bakıyordu. Bizi görünce başını kaldırdı. Bakışları önce bana, ardından Selin'e kaydı. Sonra kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Vay be." "Ne var?" diye sordum. Atalay dudaklarının kenarındaki gülümsemeyi büyüttü. "Hiç. Ankara bugün biraz zorlanacak." "Çok komiksin." Yanından geçerken omzuyla hafifçe bana dokundu. Selin arkamdan kıkırdarken Atalay ayağa kalkıp cebinden araba anahtarlarını çıkardı. "Nereye gidiyoruz?" "Bizi gezdireceksin." "Ben mi?" "Evet, sen." Atalay birkaç saniye yüzüme baktı. Ardından başını iki yana sallayarak güldü. "Daha geleli kaç gün oldu, şimdiden emir vermeye başladın." "Daha yeni başlıyorum." Selin hemen araya girdi. "Ben de şahidim. Bununla baş etmek zor." Atalay ikimize bakıp derin bir nefes aldı. "Tamam. Baş belaları, bugün nereleri görmek istiyorsunuz?" "Önce kahvaltı." "Sonra?" Omuzlarımı kaldırdım. "Sonrasına Ankara karar versin." Atalay gülerken kapıya yöneldi. Ben de Selin'le peşinden çıktım. Kapıdan adımımı attığ…