AYNI ÇATININ YABANCILARI

0.2

Yazar:

AYNI ÇATININ YABANCILARI – Vera kitap kapağı
AYNI ÇATININ YABANCILARI – Vera kitap kapağı

Oy vermeyi ve satır arası yorum bırakmayı unutmayın, sizi seviyorum. Keyifli okumalar!! BÖLÜM 2: ARKA BAHÇE Şarkılar: Ayaz Erdoğan - Baba Candan Erçetin - Gamsız Hayat Bahadır Tatlıöz - Takvim RÜYA Ankara,2026 30 Haziran. Bazen bazı gerçekler söylenmez. Öğrenmek istemezsiniz. Ama zorunda kaldınız mı, her an her şey olabiliyordu. Atalay ve Pars ile eve döndüğümüzde babam beni odasına çağırdı. Yüzünde ciddi bir yüz ifadesi vardı. Anlam veremiyordum. Neden dün değilde şimdi konuşmak istiyordu. Neredeyse dünden beri benimle ilgilenmemişti. Sadece Atalay ilgileniyordu. "Rüya," dedi sakin bir sesle. Ama yüzündeki ciddiyet asla bozulmadı. "DNA testi yaptırmak istiyorum." dedi. Pat diye söylemişti. Yüzüme bir tokat atsa daha az acıtırdı. Başımı eğdim. Tek kelime edemedim, babam beni öz kızı olduğuma inanmıyordu. Babamın odası evin geri kalanından farklıydı. Duvarlarda koyu renk ahşap paneller, kitaplarla dolu büyük bir kitaplık ve pencerenin önünde duran eski bir çalışma masası vardı. Masanın üzerinde düzenli bir şekilde duran dosyalar, birkaç kalem ve yarısı içilmiş bir kahve fincanı bulunuyordu. Pencereden içeri giren öğle güneşi, masanın üzerine ince bir ışık şeridi bırakmıştı. Ben ise kapının birkaç adım içerisinde öylece dikiliyordum. Sanki yanlış odaya girmiştim. Sanki birazdan babam, "Yanlış anladın," diyecekmiş gibi bekledim. Demedi. "Ben..." Sesim boğazımda düğümlendi. Dudaklarımı birbirine bastırıp yeniden denedim. "Neden?" Babam, Levent, gözlerini benden kaçırmadı. Yüzündeki çizgiler daha belirgin hâle gelmişti. Normalde sert görünmeyen yüzü, o an tanımadığım kadar soğuktu. "Bazı şeyleri bilmem gerekiyor." Başımı kaldırdım. "Ne gibi şeyleri?" diye sordum. Cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. Sandalyesinden kalkıp pencerenin önüne doğru yürüdü. Ellerini pantolonunun ceplerine soktu. Bir süre dışarı baktı. Ben de arkasından bakarken odadaki her ayrıntı gözüme batmaya başladı. Saatin saniye kolunun sesi. Klimanın hafif uğultusu. Perdenin rüzgârla kıpırdayan ucu. Ve kalbimin göğsümün içinde çıkardığı o düzensiz ses. "Annenle ayrıldığımız dönemde bazı şeyler öğrendim." dedi sonunda. İçimde bir şey sıkıştı. "Annem hakkında mı?" dedim. "Evet." Başımı iki yana salladım."Ben annem hakkında konuşmak istemiyorum." dedim fısıltıyla. "Bu onunla ilgili değil sadece." "Benimle ilgili." Bu kez sessiz kaldı. Tek bir kelime etmedi. Cevabını beklemeden devam ettim. "Beni buraya getirmenizin sebebi neydi o zaman?" "Tanımak istiyorum." dedi, alayla güldüm. "Öz kızın olduğunu anlamadan mı?" dedim dalga geçer bir ses tonuyla. Gözlerimin içine baktı. Babamın mavi gözleri bir kaç saniye benim gözlerimde dolaştı. Ağlamaklı sesle nefes alıp verdim. "Öz kızın çıkmazsam?" diye sordum. Anında cevap verdi. "Bu evden gidersin." dedi. "Peki, öz kızın çıkarsam." dedim bu seferde. "Koruyup kollarım, ama bu seni seveceğim anlamına gelmez." dedi. Kalbime ağrı girdi. Sanki kalbimin derinliklerinde bir bıçak vardı da babam onu bastırıyordu. Gözyaşlarım teker teker yanaklarımdan süzülerek ağzıma doğru geldi. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken babama bir kez daha başımı kaldırıp baktım. Rüya. Rüya Aydın. Babamın soy ismini taşımama rağmen, üvey evladı sandığı kızıydım. Rüya. Rüya Soysuz. Annesinin bir kere bile sevemediği kızı. Her gün bir başka şekilde, kurallar ile büyütülen kızıydım. Beni bir başka adama seçerken gözümün içine bile bakmamıştı. Sanki benim duygularım yoktu. Sanki benim kalbim taştan. Çok mu güçsüz duruyorum? O yüzden mi hep üzerime oynanılıyordu? Anlam veremiyorum. Gözyaşlarım bir kez daha yanaklarımdan süzüldü. Bu sefer silmedim, yaşlarım yanaklarımdan aktı gitti. Babam gözlerimin içine bakarken çekiniyordu. Tam bir gün olmuştu ve bir gün içerisinde neredeyse benimle iletişime geçmedi. Hep gözlerini kaçırdı. Benden kaçacak bir yerler arıyordu sanki, babam. Babam, Levent. Levent Aydın. On sekiz yıldır ne beni aradı ne de benden haberdar oldu. Ben buldum onu. Ben atamak için çabaladım. O kılını bile kıpırdatmadı, öylece koltuğunda oturdu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku