AYNI ÇATININ YABANCILARI

ÖZEL BÖLÜM - ATALAY & SELİN

Yazar:

AYNI ÇATININ YABANCILARI – Vera kitap kapağı
AYNI ÇATININ YABANCILARI – Vera kitap kapağı

Bu bölüm, Atalay ve Selin'in tek başına kaldığı özel bölüm canım. Ne diğerleri var ne de bir başkası. Ve bu özel bölümü okurken, aklınızda birini düşünerek okuyun... kızlar kimi düşüneceğini biliyor. 👀 Oy vermeyi ve satır arası yorum bırakmayı unutmayın. Seviyorum sizi. Keyifli okumalar!! ÖZEL BÖLÜM - SARILIRKEN Şarkı: Sena Şener - Teni Tenime SELİN İzmir, 2026 Hayat bazen bitiş çizgisi gibidir. Tam bitti dediniz mi hayatınıza biri girer ve sizin için hayatınızın merkezi olur. Onu seversiniz, sarmalarsınız. Öpmeye kıyamazsınız. Sarılmak isterseniz yapamazsınız. Çünkü birini severken onu incitmekten korkarsınız. O korku her zaman sizi, bizi sarıp sarmalar. Susmak zorunda kalıp hayata küsersiniz. Uzaktan sevmek isteyeceksiniz. Yapamayacaksınız. Her gün içinizi yiyecek ve şunu söyleyeceksiniz; "Keşke yanımda olsa. Dokunsam, koklasam, sarılsam ve öpsem." Sonra hatırlayacaksınız. Korku. Unuttun mu? Korku seni sarıp sarmaladı. Ayağa kalkıp elimde tuttuğum kahve bardağını masaya bıraktım. Eylül ayına girmiştik. Soğuk geceler başlamıştı. Üzerime ceketimi alarak odama doğru yürüdüm. Herkes uyuyordu, ben hariç. Odaya girdiğimde açık olan pencereyi kapatarak yatağın üzerine oturdum. Telefonumu elime alarak İnstagram'a girdim. Atalay, bir post atmıştı. Açıklama yoktu, normal gün batımında çekilmiş bir fotoğraftı. Atalay ile ne sevgiliydik ne de başka bir şey. Sanki açılmaya korkuyordu. Tam açılacak belki diyorum ama yapmıyor. Arkadaş ya da flört gibi devam ediyor. Ben ne kadar ilişkimize ad koymak istesem olmuyor. Beceremiyoruz. Telefon ekranına birkaç saniye daha baktım. Fotoğrafta yüzü görünmüyordu ama onun olduğunu anlamam için yüzünü görmeme gerek yoktu. Gün batımının turuncu ışığı üzerine vurmuş, ellerini cebine koymuş ve her zamanki gibi sanki dünyadaki hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi durmuştu. Telefonu yatağın üzerine bıraktım ama iki saniye sonra tekrar elime aldım. Atalay'ın profiline girdim. Fotoğraflarına bakarken istemsizce gülümsedim. Her fotoğrafında başka bir hali vardı. Bazen ciddi, bazen komik, bazen de hiçbir şey umurunda değilmiş gibi. Ama ben onun bana baktığı hali seviyordum. O bakışlarını. Bana kızarken bile sesindeki o yumuşaklığı. Yanımdayken hiçbir şey söylemeden elimi tutmasını. Sonra da sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmasını. Beni en çok yoran da buydu zaten. Atalay bana yaklaşıyordu ama tam yaklaştığında geri çekiliyordu. Sanki ikimiz de aynı kapının önünde duruyor ama kapıyı açmaya cesaret edemiyorduk. Telefonuma bir bildirim geldi. Atalay: Uyumadın mı? Mesaja birkaç saniye baktım. Kalbim hızlandı. Selin: Sen de uyumamışsın. yazıp gönderdim. Cevabı çok geç gelmedi. Atalay: Ben uykusuzluğa alışığım. Gülümsedim. Selin: Ben değilim. Üç nokta belirdi. Kayboldu. Tekrar belirdi. Sonra mesaj geldi. Atalay: Gel. Kaşlarımı çattım. Selin: Nereye? Atalay: Aşağı. Bir an ne yapacağımı bilemedim. Üzerimde pijamalarım vardı. Saçlarım dağılmıştı ve gece yarısı aşağıya inmek için hiçbir sebebim yoktu. Ama Atalay çağırıyordu. Yataktan kalktım. Üzerime hırkamı geçirip kapıyı sessizce açtım. Koridor karanlıktı. Herkesin odasından hiçbir ses gelmiyordu. Merdivenlerden yavaşça inerken kalbimin sesi bana eşlik ediyordu. Salona geldiğimde Atalay'ı camın önünde gördüm. Üzerinde gri bir eşofman ve siyah bir tişört vardı. Elinde iki kupa tutuyordu. Beni görünce yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. "Gelmezsin sanmıştım." "Çağırdın." "Çağırınca geliyorsun yani?" Omuz silktim. "Her zaman değil." "Bana geldin ama." Söyleyecek bir şey bulamadım. Atalay elindeki kupalardan birini bana uzattı. "Sıcak çikolata." Kupayı alırken ona baktım. "Kahve bekliyordum." "Gece gece kahve içip kalp çarpıntısı yaşamayın diye." "Ne kadar düşüncelisin." "Biliyorum." Gülerek koltuğa oturdum. Atalay da yanıma geçti. Aramızda birkaç santimlik mesafe vardı. O kadar yakındık ama sanki aramızda kilometreler vardı. Bir süre sessizce oturduk. Dışarıda rüzgâr ağaçların yapraklarını hareket ettiriyordu. Camın ardından sokak lambasının solgun ışığı salona vuruyordu.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku