1,0
Yazar: Vera

Oy vermeyi ve satır arası yorum bırakmayı unutmayın, seviyorum sizi.💛 Keyifli okumalar!! BÖLÜM 10: KOPAMAYAN BAĞLAR SEZON FİNALİ Göksel - Gittiğinde Blok3 - Git 2007 İstanbul, Kasım Bazen insanlar kaçmak isterdi. Yok olmak isterlerdi. Başaramazlardı. Kaçamazlardı. Yok olamazlardı. Kaçmak, yok olmak cesaret işidir. 4 Kasım. Bir çocuğun doğduğu o lanetli gün. Gamze doğum sancısı ile ameliyata girerken yanında kimsecikler yoktu. Ne ailesinden biri vardı ne de kocası Levent. Tek başına o ameliyat masasına yatmıştı ve kız olduğunu öğrendiği çocuğu doğuracaktı. Ameliyathanenin beyaz ışıkları gözlerini yakarken Gamze'nin parmakları çarşafın üzerinde titriyordu. İçerideki soğuk hava tenine işlerken karnındaki son hareketleri hissediyordu. Her sancıyla birlikte nefesi biraz daha kesiliyor, alnında biriken ter şakaklarından aşağı süzülüyordu. Koridorun sessizliği, ameliyathanenin kapısının ardındaki telaşla tamamen zıtlık oluşturuyordu. Birkaç metre ötede insanlar sevdikleri için beklerken Gamze'nin bekleyeni yoktu. Ne bir el tutuyordu elini. Ne tanıdık bir ses duyuluyordu. Ne de gözlerini açtığında karşısında görmek istediği insan vardı. Sadece kendisi vardı. Ve dünyaya gelmek için sabırsızlanan küçük kızı. Aylar boyunca karnında taşıdığı o minicik can, bütün terk edilmişliğine rağmen Gamze'nin içinde yaşamaya devam etmişti. Her hareketinde ona tutunmuş, her tekmesinde annesinin yalnız olmadığını hatırlatmıştı. Gamze'nin gözlerinden sessizce birkaç damla yaş süzüldü. Acının içinde bile aklından çocukları geçiyordu. Okan, Emir, Ekin ve Atalay. Dördünün yüzü gözlerinin önünde beliriyor, çocuklarının seslerini hatırladıkça göğsünün ortasında ağır bir sızı oluşuyordu. Onlardan koparılışının üzerinden aylar geçmişti. Her geçen gün, çocuklarının kendisini biraz daha unutmasından korkmuştu. Belki annelerinin yüzünü hatırlıyorlardı. Belki sesini. Belki de birlikte geçirdikleri günleri. Ama en çok korktuğu şey, kendisine anlatılan yalanlara inanmalarıydı. Gamze gözlerini kapattı. Bir zamanlar aynı evin içinde yükselen kahkahalar, çocukların koşuşturan ayak sesleri, mutfaktan gelen tabak çanak sesleri ve akşamları evin içine yayılan sıcaklık zihninde yeniden canlandı. Şimdi ise o evin içinde başka bir hayat vardı. Çocukları vardı. Ama bir anne yoktu. Sancı yeniden bedenini sararken Gamze'nin nefesi hızlandı. Ellerini çarşafa daha sıkı bastırdı. Vücudu bütün gücüyle doğuma hazırlanırken gözlerinden yaşlar akmaya devam etti. Bir süre sonra ameliyathanenin içinde yeni bir ses yükseldi. İnce. Kırılgan. Ama güçlü. Bir bebeğin ilk ağlayışı. Gamze'nin kalbi o sesle birlikte duracakmış gibi oldu. Gözlerinden yaşlar daha hızlı süzüldü. Kızının sesi, aylarca taşıdığı bütün acının içinden geçip ona ulaşmıştı. Dünyaya gelen o küçük kız, henüz hiçbir şey bilmiyordu. Kendisini bekleyen hayatı bilmiyordu. Babasının onu istemediğini bilmiyordu. Kardeşlerinden kopacağını bilmiyordu. Bir gün geçmişinin peşinden koşacağını bilmiyordu. Sadece ağlıyordu. Ve o ağlayış, Gamze'nin hayatında kalan son umudun sesi gibiydi. Küçücük bedeni temizlenirken Gamze gözlerini ondan ayıramadı. Yorgunluktan neredeyse tükenmişti ama bütün gücünü yalnızca kızına bakabilmek için topluyordu. İlk kez gördüğü yüz, ona garip bir şekilde tanıdık gelmişti. Minicik elleri. Kapalı gözleri ve titreyen dudakları. Gamze'nin içinde yıllardır biriktirdiği bütün sevgi, o küçücük bedene doğru akıyordu. Kızını kollarına verdiklerinde onu göğsüne çekti. Sıcaklığı tenine değdi. Gamze gözlerini kapattı. Kızının başına dudaklarını değdirdiğinde içinden geçen tek şey, onu koruma isteğiydi. Dışarıda sonbahar başlamıştı. İstanbul'un sokaklarında yapraklar yavaş yavaş sararıyor, rüzgâr kaldırımlarda biriken yaprakları savuruyordu. Şehrin başka bir köşesinde hayat normal akıyordu. İnsanlar işe gidiyor, çocuklar okula hazırlanıyor, arabalar caddelerde ilerliyor, televizyonlarda başka hayatlar konuşuluyordu. Ama Gamze'nin hayatı o gün ikiye ayrılmıştı. Kızından önce. Kızından sonra. Ve o küçük kız, daha ilk n…