4. BÖLÜM: YANIK KOKUSU VE BEYAZ ÇARŞAFLAR
Yazar: yaralarkadar

AÇELYA Gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk şey, yüksek antrasit renkli bir tavan ve tavandan tabana kadar uzanan devasa camlardı. Yabancı odada duyduğum tek ses, pencerelere hırsla vuran yağmur damlalarının ritmik uğultusuydu. Bir süre tavana bakarak öylece kaldım. Neredeydim ben? Başımı hafifçe çevirdiğimde tanımadığım bir oda gördüm. Duvarların koyu renkleri, sade mobilyalar ve odanın bir köşesinde duran büyük kitaplık… Her şey düzenliydi. Fazlasıyla düzenli. Ama hiçbir şey bana ait değildi. Hızla yataktan doğrulmaya çalıştığımda şakaklarıma saplanan keskin bir sızıyla duraksadım. Elimi başıma götürdüm. Yüzümün sol tarafında gergin, özenle yapıştırılmış bir sargı bezi vardı. Parmaklarımı dikkatlice kenarına götürüp dokundum. Canım yandı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Üzerimdeki örtü yumuşacıktı. Yatak ise şimdiye kadar uyuduğum hiçbir yatağa benzemeyecek kadar rahattı. Odanın içinde hafif bir tütün ve pahalı bir erkek parfümü kokusu vardı. Erkek… Bir anda kalbim hızlandı. Hafızam yavaş yavaş yerine gelmeye başladı. Yangın… Çöken ahşap raflar… Alevlerin sıcaklığı… Ciğerlerimi yakan o yoğun duman… Ve beni devrilen alevlerin arasından bir hışımla söküp alan o adam. Buz mavisi gözler. Güçlü kollar. Dumanın arasından bana ulaşan derin bir ses… Gözlerimi sımsıkı kapattım. Hatırlamak istemiyordum. Ama zihnim izin vermiyordu. Dün gece yaşananların her bir parçası, parçalanmış bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu. Atölyem. Tablolarım. Fırçalarım. Yıllardır biriktirdiğim her şey… Hepsi yanmıştı.Göğsümün ortasına ağır bir taş oturdu.Yavaşça yataktan çıktım. Çıplak ayaklarım buz gibi parkeye değdiğinde bütün bedenim ürperdi. Üzerimdeki kıyafetlere baktım. Hâlâ dün geceden kalmaydılar. Duman ve is kokuyorlardı. Saçlarım buram buram yanık kokuyordu.Bir an önce buradan çıkmalıydım.Burası benim yerim değildi. Bu ev benim değildi. Bu adamın hayatının içine, neden olduğunu bile bilmeden girmiştim. Üstelik ona hiçbir şey borçlu olmak istemiyordum. Yavaşça odanın kapısına ilerledim. Kapıyı açtığımda karşıma uzun bir koridor çıktı. Ev tahmin ettiğimden çok daha büyüktü. Duvarlarda birkaç büyük tablo, koyu renkli ahşap detaylar ve loş ışıklar vardı. Sessizlik devasaydı. Adımlarımın sesi bile bu evin içinde fazla yüksekmiş gibi geliyordu. Merdivenlerden aşağıya indim. Salon olduğu anlaşılan geniş alana geldiğimde bir an durdum. Tavandan tabana kadar uzanan devasa camların ardında şehir görünüyordu. Gri bir gökyüzü, ıslak yollar ve birbirine karışan yağmur damlaları… Her şey soğuk görünüyordu. Ama garip bir şekilde evin içinde bir sıcaklık vardı. Belki de dün gece ilk kez bir çatının altında, korkmadan gözlerimi kapatmış olmamdandı. Yine de burada kalamazdım. Kimseye yük olmak istemiyordum.Zaten yeterince şey kaybetmiştim.aha fazlasını kaybetmekten korkuyordum. Kendimi daha fazla yük gibi hissetmek, borçlu kalmak istemiyordum. Zaten gidecek, tutunacak bir dalım, aileme dönecek yüzüm ya da gücüm de yoktu. Ama burada kalmak da canımı yakıyordu.Hırkaya sıkıca sarınıp hızla kapıya yöneldim.Parmaklarım kapı koluna uzandığında bir an duraksadım. Belki de geri dönmeliydim. Belki de bu evden çıkmak, sahip olduğum son güvenli şeyi de kaybetmek anlamına geliyordu. Ama yine de kapıyı açtım. Dışarı adımımı attığım an bardaktan boşalırcasına yağan yağmur saniyeler içinde saçlarımı ve kıyafetlerimi sırılsıklam etti. Soğuk, tenime bıçak gibi işledi.Bir adım daha attım.Sonra bir adım daha. Bahçe kapısına doğru ilerlerken ayaklarım ağırlaşıyordu.Tam sokağa adım atacakken köşeyi dönen bir figür gördüm. Elinde küçük bir pastane poşetiyle gelen oydu. Beni yağmurun altında görünce adımlarını hızlandırdı.Birkaç saniye içinde önümde durdu.Kaşları çatılmıştı.Elindeki poşete, sonra bana baktı. “Ne yapıyorsun sen bu yağmurda?” Gözlerimi kaçırdım. “Gitmem gerekiyor” dedim. “Nereye?” “Bilmiyorum.” Sözler ağzımdan çıktığında kendi sesimdeki çaresizliği bile duydum. O birkaç saniye sessizce yüzüme baktı. Elindeki poşeti diğer eline geçirdi ve bana doğru bir adım a…