4.Bölüm
Yazar: Gölgelerinışığı

4.Bölüm 18.12.2007 Kışın soğuk nefesi okulun pencerelerine vururken bahçede zil sesi yankılandı. Çocuklar bir karınca sürüsü gibi sınıflara doluştu. Tahta sıraların gıcırtısı ve havada uçuşan tebeşir tozu eşliğinde minik Ayça, ikinci sınıf sırasına yerleşti. Pembe kalem kutusunu açıp kalemlerini özenle dizdi, annesinin saçına taktığı o meşhur kirazlı tokayı eliyle düzeltti ve en sevdiği mor silgisini masanın köşesine koydu. Bir anda sert bir el masadaki her şeyi yere saçtı. Bu Alara'ydı. Ayça'nın her gün annesi Leyla tarafından özenle hazırlanan saçlarını ve öğretmenlerinin ona olan sevgisini hep kıskanırdı. "Kalemlerin de silgin de senin gibi çok çirkin Ayça!" dedi Alara alayla. "Annen ne biçim örmüş bunları, çok rüküş!" Ayça dik durmaya çalışarak, "Sen kendine bak Alara! Bir daha eşyalarımı elleme," dedi. Ancak Alara daha da ileri gitti. "Baban mı güzel diyor sana? Senin bir baban var mı gerçekten? Annem dedi ki, baban sürekli eve gelmiyormuş. Kesin başka ailesi var, sizi sevmiyor. Hatta baban bir gün hiç gelmeyecek, belki de ölür! Ölse de haberiniz olmaz!" Ayça'nın dünyası başına yıkılmıştı. "Babam ölmeyecek!" diye bağırdı ve bir anda Alara'nın saçlarına yapıştı. Sınıf karıştı. O sırada koridorda olan Alparslan, Turan, Deniz ve Akın gürültüyü duyup içeri daldılar. Kızları güç bela ayırdıklarında Ayça hıçkırıklara boğulmuştu. Alparslan'ın gömleğine tutunup, "Alparslan, babam ölecek mi?" diye ağladı. Alparslan'ın gözleri öfkeyle parladı ama Ayça'ya dönerken sesi yumuşadı: "Hayır güzelim, saçmalama. Onlar kahraman... Kahramanlar ölmez." Deniz'in annesi Hazal Öğretmen sınıfa girdiğinde yerdeki dağınıklığı ve çocukların halini görünce duruma hemen müdahale etti. "Ayça, Alara... derhal odama!" Az sonra okula Leyla ve Alara'nın annesi Lara Hanım da geldi. Lara Hanım daha kapıdan girerken çığırmaya başladı: "Bakın şu kızın haline! Sizin kızınız tam bir vahşi Leyla Hanım! Kızımın saçlarını yolmuş!" Leyla, bir savcı soğukkanlılığıyla yerinden kalktı. "Kızım durup dururken kimseye saldırmaz Lara Hanım. Sizin kızınızın bir çocuğun babasına 'ölecek, sizi sevmiyor' demesi asıl vahşettir. Bir çocuğun kalbine bu zehri nasıl ektiniz?" Hazal Öğretmen masaya vurdu. "Yeter! Burada bir çocuğun onuruna saldırılmış. Lara Hanım, bu seferlik disiplin cezası vermiyorum ama yarın okulda gereken yapılacak. Alara ceza alıyor çünkü psikolojik şiddet uyguladı. Ayça da vurduğu için bir ceza alacak. Ama bence susun Lara Hanım, yoksa seve seve disipline gönderirim." Lara Hanım mecburen sustu. Hazal, odadaki bu boğucu atmosferden çıkar çıkmaz, dışarıda bekleyen çocukların ve bahçedeki gerilimin daha da büyüyeceğini hissederek hemen telefonuna sarıldı. Elleri titreyerek Sevda'yı aradı: "Sevda, okula gel... Çabuk! Emir ve Dağhan'a da ulaşabilirsen ulaş. Ortalık çok karışık Sevda, Ayça'ya babası üzerinden saldırdılar, çocuk mahvoldu. Alparslan kızı korumaya çalışıyor ama dışarıda büyük çocuklar da var, olay büyüyecek. Leyla da burada, kadının üzerine yürüyecek gibi... Lütfen acele edin!" Bahçeye çıktıklarında Alparslan, Ayça'nın elini tutmuş onu teselli ediyordu. O sırada lise binasından fırlayan Alara'nın abisi Görkem geldi. "Nerede o benim kardeşimi döven!" diye kükredi. Ayça'yı görünce üzerine yürüyüp onu sertçe omzundan itti. "Sen kimsin lan benim kardeşime el kaldırıyorsun!" Ayça dengesini kaybedip yere düştüğünde Alparslan'ın gözü döndü. Hiç düşünmeden ileri atıldı ve kendinden büyük olan Görkem'in suratına bir yumruk indirdi. "Ona dokunamazsın!" Görkem burnundan akan kanı görünce delirdi. Yumruğunu kaldırdı. O an havada çelikten bir el belirdi. Emir Oğuz Kara, üniformasıyla adeta bir dağ gibi dikildi. Görkem'in bileğini yakalayıp kolunu arkaya büktü. Emir'in gür sesi bahçeyi doldurdu: "Sen nasıl benim oğluma vurmaya kalkarsın lan! O yumruk, kardeşini savunan bir çocuğa karşı nasıl kalkar!" Alparslan'ın içinden bir ses geçti: Kardeşim dedi... Ama o benim kardeşim değil, o benim canım. Dağhan, Emir'in yanında belirdi. "Sen nasıl benim oğluma vurmaya, kızı…