3.Bölüm
Yazar: Gölgelerinışığı

05.04.2005 "Ya neden sen yüzbaşı, ben teğmen oluyorum? Benim babam yüzbaşı bir kere!" dedi minik Ayça, kaşlarını çatıp dudak bükerken. Alparslan, kendinden emin bir tavırla, "Ama bana ne! Ben yüzbaşı olacağım, sen de teğmen!" diye karşılık verdi. Küçük Alparslan'ın bu itirazı üzerine minik Ayça kollarını göğsünde bağladı, küskün bir tavırla köşeye geçip yere oturdu. "Ben oynamıyorum işte!" "Deniz, bebeğimi verir misin lütfen?" dedi minik Ayça mahzun bir sesle. Deniz, Ayça'nın yanından hiç ayırmadığı o bez bebeği hemen ona uzattı. Bu bebek, babası Emir'in sınırda olduğu zorlu bir dönemde, yatakhanede başka bir timden arkadaşının kızı için oyuncak diktiğini görünce özenerek yaptığı bir hediyeydi. Emir, kendi kızı da mahrum kalmasın diye tüm sevgisini katarak bu bebeği dikmişti. Ayça, babasının ellerinden çıkan bu emaneti o günden beri bir an olsun yanından ayırmazdı. Turan, Alparslan'ın yanına adımladı ve kaşlarını çatarak sordu: "Niye küstürüyorsun kızı?" Alparslan omuz silkti: "Ben bir şey yapmadım ki! Ayça yine cadılık yapıyor. Çirkin sümüklü ne olacak..." Bu sözleri duyan Ayça, belli etmemeye çalışsa da gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Tek fark eden Alparslan olmuştu. Ayça ayağa kalkıp, "Ben susadım, su içmeye gidiyorum," diyerek hızla arka bahçeye koştu. Kimsenin peşinden gelmeyeceğini, sessizce ağlayabileceğini düşünmüştü. Ama Alparslan, vicdan azabıyla çoktan peşine düşmüştü. Ayça gizli sığınağına gireceği sırada bir el kolunu tuttu. Korkuyla irkilip, "Hii!" dedi. Gelen Alparslan'dı. Onu nazikçe bahçedeki banka oturttu. Ayça bu kez itiraz etmedi. Alparslan önce başparmağıyla Ayça'nın gözyaşlarını sildi, sonra yanaklarından öpüp sarıldı. "Özür dilerim," dedi en tatlı sesiyle. Ayça, Alparslan'a asla uzun süre küs kalamıyordu. Minik, kırmızılaşmış gözleriyle Alparslan'a baktı: "Peki, affettim." El ele tutuşup ön tarafa geri döndüler. Çok kavga ederlerdi ama asla küs yatmazlardı. Onlarınki sadece bir arkadaşlık değil, saflıkla yoğrulmuş minik bir çocukluk aşkıydı. Ellerini kenetlemiş bir halde geri döndüklerinde, bunu gören Ayça'nın abileri adeta çıldırdı. Arslan ve Atlas, "Bırak kardeşimizin elini!" diyerek Alparslan'ın üstüne yürümeye başladı. Alparslan'ı korumak için önüne geçenler ise her zamanki gibi Turan, Deniz ve Akın'dı. Alparslan, Ayça'nın elini daha sıkı tutarak bağırdı: "Ben Ayça'yı seviyorum! Ayıramazsınız bizi!" Bahçede kahve içen anneler ve babalar bu itirafı duyunca buz kesti. Bu durumdan en memnun kalan kişi Alparslan'ın babası Dağhan'dı. En sinirli olan ise Ayça'nın kahramanı, yani babası Emir Oğuz Kara'ydı. Hepsi hızlı adımlarla çocukların yanına ilerledi. Leyla, tam bir savcı edasıyla ve otoriter bir sesle oğullarına seslendi: "Arslan! Atlas! Hemen yanıma!" İkisi de aynı anda, "Ama anne..." diyecek oldu ama Leyla'nın "Hemen dedim!" uyarısıyla el mahkum annelerinin yanına gittiler. Leyla, çocuklarını karşısına alıp o unutulmaz konuşmasını yaptı: "Bakın çocuklarım, şiddet çok kötü bir şeydir; hele ki kardeş bildiğiniz birine karşı asla kabul edilemez. Sevmek ise dünyadaki en saf duygudur. Bugün birbirlerinin ellerini tutmaları, birbirlerine değer vermeleri kötü bir şey değil. Sevgi insanı korur, güzelleştirir. Siz kardeşinizi korumak istiyorsunuz, anlıyorum; ama onu ancak severek ve saygı duyarak koruyabilirsiniz, arkadaşını korkutarak değil. Onların bu küçük kalplerindeki sevgiye gölge düşürmeyin." Atlas, az önce Alparslan'a doğru savurduğu yumruğundan utanç duydu. Arslan ile birbirlerine bakıp başlarını öne eğdiler. Annelerinin sözleri, korumacı hırslarının önüne geçmişti. Atlas, Ayça'nın Alparslan'ın elini tutarken yüzünde oluşan o huzurlu gülümsemeyi görünce içindeki öfke yerini derin bir pişmanlığa bıraktı. Kardeşinin gerçekten mutlu olduğunu o an anladı. Arslan da kardeşinin gözlerindeki o parıltıyı görünce yumuşadı; ikisi de artık vurmak için değil, bu mutluluğa şahitlik etmek için oradaydılar. Kardeşlerinin bu çocuksu ve masum aşkı, abilerinin yüreğindeki fırtınayı dindirmişti. O sırada Dağhan, Em…