2.Bölüm
Yazar: Gölgelerinışığı

03.04.2005 "La la la la lalala..." Minik Ayça, banyodan yeni çıkmış olmanın verdiği o tertemiz sabun kokusuyla, elinde tarağı ve tokasıyla neşeyle annesine doğru koşuyordu. Saçları nemliydi ve annesi Leyla'nın o sihirli elleriyle saçlarını örmesini bekliyordu. Leyla, kızının bu neşeli halini görünce gülümsedi ve her zamanki o sevgi dolu ama gururlu sesiyle seslendi: "Gel bakalım, benim minik askerim!" Bu sesleniş Ayça için adeta bir komuttu. Hemen olduğu yerde zınk diye durdu, minik ellerini şakağına götürüp bildiği en ciddi haliyle selam durdu: "Emredersiniz savcı annem!" Leyla, kızının bu ciddiyetine kıkırdayarak onu yanına çağırdı. Ayça, annesinin kendisi için hazırladığı yumuşak minderin üzerine hemen bağdaş kurup oturdu; bünyesi narindi, çabuk hastalanıyordu ve annesi bu konuda her zaman çok temkinliydi. Leyla, tarağı kızının ipek gibi saçlarında yavaşça gezdirirken, o çok sevdikleri türkünün ilk namelerini fısıldamaya başladı. "Sen bir aysın, ben kara gece..." Leyla, Ayça'nın saçlarını tam ortadan ikiye ayırırken Ayça başını hafifçe arkaya yatırıp annesinin gözlerinin içine baktı. "Gel derim, gel derim, gel derim..." Ayça, şarkının bu kısmında ellerini iki yana açıp annesine "gel" işareti yaptı. Leyla eğilip kızının alnına sıcacık bir öpücük kondurdu. "Bu can senin, ser sebil ettim," derken sesi titriyordu; kızı onun canıydı, her şeyiydi. "Ben bozkırım, sen yağmursun. Gel hadi, gel hadi, gel hadi..." Leyla tarağı bırakıp ilk örgüyü atmaya başladığında, Ayça parmaklarıyla dizlerinde yağmur damlaları tıpırdıyormuş gibi tempo tuttu. "Kuru dalım bana da çiçek, ol hadi..." dediğinde ise ellerini havada bir çiçek gibi açtı. Leyla, kızının bu küçük oyunlarına gülümseyerek saçlarını örmeye devam etti. "Ben ağlayayım yeter ki sen gül. Gül hadi, gül hadi, gül hadi..." Bu mısrada Leyla durdu, kızının gıdığını hafifçe sıktı. Ayça, inci gibi dişlerini sergileyerek o dünyayı aydınlatan kahkahasını attı. Leyla için adalet, kanunlar ve dosyalar bir yana, kızının şu bir saniyelik gülüşü bir yanaydı. "Kilim gibi ser beni yola. Ser beni, ser beni, ser beni..." Türkünün sonuna yaklaşırken Ayça'nın saçları bitmiş, iki yanda kusursuz birer örgü halini almıştı. Ayça yerinden fırladı, kendi etrafında bir asker edasıyla dönüp annesinin önüne geldi. "Anlatsınlar şu dertliyi bir derim..." diyerek türküyü bitirdiklerinde, Ayça ellerini beline koyup saçlarını salladı. "Tam bir asker saçı oldu savcı annem! Teşekkür ederim!" Leyla, kızını göğsüne bastırıp sıkıca sarıldı. İkiz oğulları da merdivenlerden bir fırtına gibi inip "Biz de varız!" diye bağırarak annelerinin iki yanına iliştiler. Leyla, çocuklarının kokusunu içine çekerken zihni çok uzaklarda, canının içi Emir Oğuz'un yanındaydı. Mızrak Timi görevdeydi ve Leyla'nın yüreğine, tarifi imkânsız bir ağırlık çökmüştü. Emir gitmeden önce "Gitme," diye fısıldamıştı ona. Emir ise her zamanki o mağrur bakışıyla, "Güzelim... Her şey vatan için, sizin güvenle uyumanız için," demişti. Leyla "Biliyorum," dese de içindeki o sızı dinmemişti. Emir, karısının alnına sıcak bir öpücük kondurup, "Allah'a emanetsiniz," diyerek gözden kaybolmuştu. Evdeki ağır havayı dağıtmak için çocuklarla film gecesi yapmışlardı ama Leyla'nın gözü sürekli telefondaydı. Çocukları zor bela yatırdıktan sonra Emir'e attığı mesaja cevap gelmeyince içindeki o huzursuzluk büyüdü, kalbi yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Tam o sırada kapının çalmasıyla yerinden fırladı. Kapıyı açtığında karşısında Sevda'yı görmeyi beklemiyordu. Leyla, Sevda'nın yüzündeki o kireç gibi beyazlığı ve kaçırdığı bakışları görünce olduğu yerde sendeleyerek arkadaşının kollarına yapıştı. "Sevda... Sevda ne oldu? Bir şey oldu kesin, Emirime bir şey mi oldu? Söylesene ne oldu, niye geldin bu saatte!" diye feryat etti, sesi korkudan titriyordu. Sevda, Leyla'nın ellerini sımsıkı tuttu, derin bir nefes alarak onu sakinleştirmeye çalıştı. "Leyla, bak bana... Emir vuruldu. Ama korkma, hemen hastaneye yetiştirmişler, şimdi ameliyattan çıkmış. Durumu iyiye gidiyor d…