Ay Işığının Acısı

5| acı karanlık

Yazar:

Ay Işığının Acısı - geceninkaranlığı kitap kapağı
Ay Işığının Acısı kitap kapağı

Bir gölgeyi sevmek ne demek bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Acının ortasında acısız olmayı... Didem Madak - Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım? İyi okumalar🤍🌙 Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın🤍 Dicle Âşık Zaman öyle acımasız ve sinsi bir şeydi ki akıl almıyordu. Veya benim aklım almıyordu. Koskoca dört yıl geçmişti. Koskoca dört yıl... Yazılması ve söylenmesi kolaydı tabii ama yaşanması zulümdü. O anları yaşarken hiç geçmeyecek sanılıyordu. Hiç geçmeyecek, hep aynı gecede kalınacak ve o yara insanı öldürecek. Ölmemiştim ama yaşamıyordum da. Birbirini kovalayan akrep ve yelkovan zaman ile mi yarışıyordu veya onlar zamanın somut hali miydi emin değilim fakat zaman denilen şeyden nefret ediyordum. Biraz zaman ver, zamanla geçer, yakın zamanda gelir, zamanında şu olsaydı, bu olsaydı... Zaman geriye alınamayan bir lanetti. Zaman şuandı. Gelecek veya geçmiş değil. Tam olarak şuan. Yatak odasında, geniş yatağımızın üzerinde bağdaş kurmuş Fırat’ı izliyordum. Uzun süredir böyleydik. O hep güçlü bir profil çiziyordu, kendine ağlamayı bile yasaklıyor, her seferinde kızımızı unutturmamak, onu bulabilmek için kendi ruhundan çok şey kaybediyordu. Eskiden böyle değildik. Zaman bizi çok değiştirmişti. Fırat hep işin eğlenceli ve gevşek tarafı olmuştu bense diğerlerine karşı soğuk ama kocama ve çocuklarıma karşı eğlenceli olmuştum. Artık öyle değildik. Ne uzun kahkahalar atılıyordu ne de uzun huzurlar hissediliyordu. Fırat artık sadece geride kalan çocuklarını mutlu etmek ve beni ayakta tutabilmek için sahte gülüşler sunuyordu. Omuzları dik görünüyordu ama farkındaydım ki, aslında en çok o yıkılıyordu. Bedeni sağlamdı ama ruhu paramparça kalmıştı.Bense tüm duygularım donuklaşmış gibi, soranlara sadece cevap veriyor, çocuklarıma kızımı anlatıyor ve yalnız kaldığım her an kızım için gözyaşı döküyordum. Kızım yoktu. Onu bulamamıştık. Ne haldeydi, bilmiyorum. Mutlu mu, bilmiyorum. Belki de onu iyi bir aileye satmışlardı, belki de... "Diclem?" Kafamı kaldırıp ne ara yanıma geldiğini anlamadığım kocama baktım. "Fırat?"Gülümsedi ama yine o eski, içten gamzesi gözükmedi. "Üzerini değiştirelim hadi güzelim," dedi şefkatle.Başımı salladım ve yavaşça ayağa kalktım. Fırat bana hep yardımcı oluyor, düşmeme asla izin vermiyordu. Bu sabah yine bir kabustan uyanmıştım. Ne zaman kızımı rüyamda kırmızılar içinde görsem, o gün bedenim resmen iflas ediyor, ruhum yorgun düşüyordu. Üzerimi dahi ancak Fırat’ın yardımıyla değiştirebilecek hale geliyordum; yine öyle bir gündü işte. Kıyafetlerimi Fırat’la değiştirmiş, onun desteğine tutunarak yemek masasına geçmiştim.Hala buradaydı... Evet, yıllardır Hilal’in o küçük yemek masası hemen yanı başımda duruyordu. Gerçi artık o bebek masasına oturamazdı ya, neyse... Gittiğinde henüz iki yaşına yeni girmişti, şimdilerde altı yaşlarında olmalıydı. Kızım büyümüştü ama bensiz, bizsiz... "Günaydın," dedi içeri giren büyük oğlum."Günaydın oğlum," diye mırıldandım.Hepsiyle tek tek günaydınlaşırken, Tuna sandalyesinde öylece oturmuş uyukluyordu. Fırat, "Tuna?" diye seslendi ama oğlum o seslenişi bile duymayacak kadar derin bir uykudaydı. Sonunda Altay, onun bu haline dayanamayıp kafasına yumuşak bir darbe indirdi. "Kalksana lan, yemekteyiz!"Onlar da büyümüştü... Zaman sadece bizim acımızı taze tutmamış, onları da alıp götürmüştü. Rüzgar yirmi, Altay on dokuz, Tuna on sekiz ve küçük Cerkutay dokuz yaşına basmıştı. Aslında daha basmamıştı, yarın girecekti. En küçük oğlumun yarın doğum günüydü.Kızımsız geçen kaçıncı doğum günüydü bu? "Gece kaçta yattın oğlum?" dedi Fırat, Tuna'ya bakarak."Saate bakmadım baba." "Sabah olmuş muydu bari?" diye laf attı Altay."Nereden bileyim Altay?" Tuna esneyerek sustu. "İyiyim hadi, yiyelim."Gözlerim masadaki boşluğa dalıp gitmişti. Derin bir nefes aldım, canım hiçbir şey yemek istemiyordu. Kızım açtı belki de... Ben burada nasıl boğazımdan lokma geçirebilirdim ki? "Anne?"Kafamı kaldırıp en küçük oğlum Cerkutay’a baktım. "Anne,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku