2| ayrılık
Yazar: geceninkaranlığı

Sen gittin havalar düzelmedi. Düzelip de ne olacak! İster düzelsin ister düzelmesin! Sen gittin bir kere... Piraye'ye Mektuplar, Nazım Hikmet Ran FIRAT ÂŞIK Hayatım boyunca hiç bu kadar çaresiz ve aciz hissetmemiştim. Ben Fırat Aşık'tım; ailemi her şeyden koruyabileceğime inanırdım. Şimdi ana yolda, karımın elindeki taç ve kolyeye bakarken kalbim orta yerinden kırılıyor, yoldaki lastik izleri sinirlerime baskı yapıyordu. Hayatım boyunca hiç bu kadar acınası hissetmemiştim. Dicle çok ağlayan bir kadın değildi. Güçlüydü, dimdik ayakta dururdu. Hatta bunca yıllık evliliğimizde dahi çok ağlamamıştı. Hep gülen yüzü, ağladığı an kıpkırmızı oluyordu; aynı kızımız gibi. "Nerede bu araba Cafer!" Sesim sert ve gür çıkarken titsemiyordu bile. Birinci kural : Aşığın yıkıldıysa ayakta kal . Bir anda bağırmamla Dicle titreyince kendimden nefret ettim. Ellerimi yanaklarına koyup kafasını kaldırdım. "Bak bana. Bak... Bak, beni görüyorsun değil mi?" "Aldılar Fırat, kızım yok." Sesi ağlamaktan kısılmıştı. Ellerini yakama koydu. "Nerede benim kızım! Ne yaptılar kızıma! Nerede benim ay güzelim, nerede Fırat!" Bir anda ağlaması durup sinirle yüzüme bakarken yutkundum. "Eve gidiyorsun, ben bulacağım kızı..." "Benim yüzümden oldu!" Sesinin sonuna kadar bağırırken boğazındaki damarlar belli oluyordu. "Ben koruyamadım kızımı! Ben nasıl anneyim!" Yumrukları yere sertçe düşerken hızla tuttum elini. "Yapma... Yapma Dicle'm, senin suçun değil. Hadi nefes al, bak geldi arabalar. Hadi kalk, bulacağız korkma." Kollarından tutup kaldırmaya çalıştım ama o yine yıkıldı. Yıkılmaya izin yoktu. Hızla onu kucağıma alıp gelen arabalara doğru yürüdüm. "Tüm adamlara haber salın! Malikânede kalanlar olsun ama bu şehrin altını üstünü getirin. Kızımı bu şehirden uzağa çıkaramayacaklar!" "Emredersin abi." "Eve gitmem," dedi Dicle kucağımda kıvranarak. "Eve gidip çocukların yanında dur." "Sen dur çocukların yanında. Ben kızımı bulacağım." Titrek bir nefes verdi. "Benim kızım daha iki yaşına yeni girmişti..." Başını göğsüme yasladım. Biliyordum, eve gitmeyecekti. İnadı tuttu mu Nuh der peyamber demezdi. Arabaya bindiğimizde Dicle gözyaşlarını sertçe sildi. Elimdeki telefonla adamlarıma ulaşırken Dicle'nin elini sıkı sıkı tutuyordum. Dicle ise sol elinde kızımızın kolyesini ve minik prenses tacını tutuyordu. "Eve gitmiyoruz Fırat." "Lütfen Dicle, bak yorgunsun." "Eve gitmiyoruz dedim sana." Delici bakışlarını bakışlarıma çıkardı. Kural iki: Eli silah tutan bir karın varsa istediği her şeyi yap! "Ne yapacaksın ha? Ne yapabileceksin Dicle? Arayacağız, bulacağız. Yirmi dakika dedin, çok uzaklaşmadılar. Eve git, çocukların yanınd..." Yine dinlemeden işaret parmağını yüzüme yaklaştırdı. "Benim kararlarımı kısıtlama, seni mahvederim! Benim yavrumu kopardılar benden. Saatler önce güle oynaya zaman geçirirken kim bilir kızım şu an nasıl korkuyor. Sen bilmiyor musun, sadece bende sakinleşiyor o? Bulduğumuzda ben olmazsam nasıl korkusu dinecek?" Ofladım. Parmağı titrerken kızarık gözleri fazla korkusuz bakıyordu. "Beni istersen eve kilitle, ben kızımı bulmak için ne olursa olsun o yerden ayrılırım. Ben kızımı bulmadan durmayacağım!" İşaret ve başparmağım ile burun kemerimi sıktım. Şoför koltuğundaki en sadık adamlarımdan olan Atalay'a seslendim. "Şirkete sür!" Lanet olsun. ... "Allah kahretsin!" Elindeki kalemi hırsla yere fırlatan Dicle'ye baktım. Saatler geçmişti, hava aydınlanmaya başlamıştı. Sarı saçları dağınık ve makyajı akmıştı. Evet, silmişti fakat izi kalmıştı. "Biz ne yapıyoruz Fırat? Biz niye burada oturuyoruz!" Sinirlerimin sonundaydım. Karım yanımda olduğu için kendimi sıkıyor, onu üzmemek için çabalıyordum. Ama biraz daha tutabilir miydim bilmiyorum! Eğer onu üzersem veya korkutursam kendimi asla affetmem. "Otur artık şuraya Dicle. Tüm adamları dağıttık, elimizden başka bir şey gelmiyor." "Polise gideceğim." "Şimdi değil." "Zaman geçtikçe kızımız gidiyor, sen niye anlamıyorsun?" "Arıyorum! Her yerde sorgu var. Polis işin içine girdiğinde adamlarımızın kurşunları bizi ya…