Giriş -ay ışığı
Yazar: geceninkaranlığı

Günlerden Cuma. Yıl 2003 ve ay, 25 Mayıs. Aşık ailesine en güzel ay ışığının girmesine saatler kalmıştı. Gece saat 00.00 iken uzun zaman sonra ilk defa çocuklar uyuma saatlerini ekmişlerdi. Büyük, ferah salonda, büyük televizyonda çizgi film açıkken herkes huzurlu görünüyordu. Uzun koltuğun en sağında Dicle, en solunda Fırat oturuyordu. Dicle'nin sırtında yumuşak bir yastık, elinde soğuk bir içecek vardı. Saklıyordu ama kocaman olmuş karnının en içinde onu rahatsız eden şeyler vardı. Sırtına ve bacaklarına ağrı girmeye başlamıştı. Söylemiyordu; kabul, az da korkuyordu. Ama unuttuğu bir şey vardı; o şey ise kendisini her şeyden çok tanıyan kocasıydı.Karısının nefes alışlarının değiştiğini, gözlerinin kızardığını elbette fark etmişti Fırat. Zaten filmin bitmesine de az kalmıştı. Başını Rüzgar abisine yaslamış ve ayaklarını Tuna abisinin bacakları üzerine uzatmış 3 yaşındaki Cerkutay uyukluyordu. Rüyası aydınlıktı. Kocaman bir ay vardı; hilal şeklindeydi. Annesi göstermişti hilali. " Bak ," demişti, " kardeşinin adı bu ay olacak. Hilal olacak oğlum. " Şimdi o hilal şeklindeki ayda yanında minik bir bebek ile oturup bulutlardan rengarenk pamuk şekerler yapıyordu Cerkutay. Daha sadece annesinin karnını şişiren tekmeleriyle tanıdığı kardeşine veriyordu şekerleri. O, kardeşine kavuşacaktı. Haberi yoktu ama babası kendisini odasına taşımıştı ve abileri de kendi yataklarına girmek yerine kardeşlerinin yanında kalmıştı.Aşık çifti ise arabadaydı. Stresli ama umut dolu yolculuk kızları için gerçekleşiyordu; ona kavuşmak için. Az bir süre sonra hastaneye gidilecek, doğum için süre gerekecek ve tam üç saat sürecek bir bekleyiş olacaktı. Zamanı gelmişti. Dicle doğuma girmiş, her zamanki gibi Fırat karısını yalnız bırakmamıştı. Hemen yanında durmuş elini tutuyor ve sarı saçlarındaki teri siliyordu. Elinde olsa kendisi doğuracaktı çünkü karısının canı acıyordu...Saat tam 05.31' de bebeklerinin ilk nefesi ve çığlıklarla dolu ağlayışı duyulacaktı doğumhanede. Annesinin kucağına geldiğinde aniden sakinleşip uykuya dalmıştı. Güçlüydü Fırat fakat miniğinin bebek kokusunu soluduğu an gözyaşlarını tutamamıştı. Daha çok ağlayacaktı... Ağlayacaklardı... Aşık ailesini öylesine, kötü biri ağlatacaktı... Hiçbirinin haberi yoktu. Evin miniğini yuvalarına götürmüş, abileri ile tanıştırmışlardı. Güzel anlardı; özleyeceklerdi. Malikanenin bahçesinde sessiz adımlarla ilerlerken, pembe kundağa sarılı ve siyah pusetin içinde uyuyan bebek oldukça huzurluydu. Bahçede sabırsız gözlerle bekleyen abiler, kardeşlerini gördüğü an adımlarının koşmaya dönüşmesine engel olamadılar." Şşş, sessiz çocuklar. Hemen uyanıyor bu cadı. " " İlk ben, ilk ben!" Sabırsız kalbi hızla çarparken ellerini kardeşine uzatmaya çalışıyordu Cerkutay. Ona pamuk şekerler almak istiyordu küçük zihni."Hadisenize ya, bakalım kardeşimize." Henüz sırtında görünmez bir kambur oluşturacak o sarsıcı gerçeği bilmiyordu on dört yaşındaki Rüzgar. Dicle sinsi ve yavaş hareketlerle bebeğinin pusetini kucağına sıkıca aldı. "Çok beklersiniz ." Bir abla gibi çocuklarıyla uğraşması Fırat'ın kahkahasına sebep oldu. Göstermeyecekti. Hayır, gösterecekti ama hemen değil. İnanırdı bazı inançlara; mesela büyük kardeş küçüğün ilk yüzünü görürse kıskançlık olmasından korkardı. İlk ayağı gözükmeliydi.Şimdi o salonda Hilal'i sehpaya koymuşlar ve etrafına oğulları dizilmişti. Ayağını gördüklerinde bile heyecanlanan bu haylazlar miniği uyandırmış ve ağlamasına sebep olmuştu. Hilal, ancak annesinin kucağında sakinleşiyordu; her zaman bu olacakt ı. Ve ağabeylere gelince... Evet, Cerkutay mutluluktan koşmaya başlamış, Tuna ağlamış ve Rüzgar serçe parmağını sıkıca tutan Hilal'e hayranlıkla bakmıştı.Zaman, sinsi bir fırtına gibi aniden ve sarsıcı acıları getirmeden önce herkesin zihnine kazınan o en güzel anılardan biri olacaktı bu gün. İlk adımlar, ilk kelimeler ve ilk gülüşler... Hepsinden önce bu evi aydınlatan güzel ışığı kimse unutmayacaktı; uzun bekleyişler, ayrılıklar ve acılar olacağı halde...