GİRİŞ
Yazar: Ece

“Elis haydi kızım, yemek saatini kaçırma.” Rabia ablanın sesiyle kafamı kaldırdım ve karşımda elleri belinde, siyah elbisesi içinde bana gülümseyerek bakan kadına tatlı bir tebessümle birlikte ”Geliyorum, Rabia abla.” dedim. Bizim yetimhanedeki ablalardan biriydi Rabia abla fakat diğer ablalardan daha genç ve sevecendi. Kahverengi kıvırcık saçları ve kocaman yeşil gözleriyle çok tatlı duruyordu. Henüz yirmi beş yaşındaydı ve çocuklarla çocuk olmayı seven, çocuk ruhunu kaybetmemiş bir kadındı. Beni de çok severdi Rabia abla. Ben de onu severdim. Kucağımdaki resim defterimi ve yemyeşil çimlerin üzerine koyduğum boya kalemlerimi alarak oturduğum yerden kalktım. Resim çizmeyi çok severim. Özellikle akşam yemeğinden önce ağacın önüne oturup ağacın tam karşısında bulunan kırmızı, pembe ve beyaz renkli olan güllerin resmini çizerim. Yemek saatini kaçırmamak için biraz aceleci adımlarla yetimhanenin kapısından içeri girdim. Yemekhane bir kat yukarıda olduğu için merdivenlere yöneldim. Renkli basamakları dikkatlice teker teker çıktım. Sola döndüm ve ilerlemeye devam ettim. Birkaç odayı geçtikten sonra yemekhaneyi gördüm ve adımlarımı oraya doğru çevirdim. Yemekhaneye girdikten sonra yemeğimi de aldım ve bakışlarımı masalara çevirdim. Buradaki en yakın ve tek arkadaşım olan Akay’ı görünce gülümsedim. Eli yanındaki sandalyenin üzerindeydi, başka biri oturmasın diye tutuyordu, bakışları karşıdaydı ve gözleri beni arıyordu. En sonunda gözleri gözlerimi buldu. O ana kadar ciddi ve sert duran bakışları beni görünce yumuşadı, dudaklarına tatlı bir tebessüm kuruldu. Onu tebessüm ederken görünce gülümsemem biraz daha büyüdü. Yavaş ve sakin adımlarla beraber yanına ilerledim. O da benim onun olduğu yere doğru geldiğimi görünce elini yavaşça sandalyeden çekti. Yanına ulaştığımda önce elimdeki yemek dolu tepsiyi ve resim defterimle boyalarımı masaya bıraktım. Ardından da Akay’ın yanına oturdum. Bana döndü ve “Hoş geldin Çiçek.” dedi. Elis, güzel kokulu çiçek anlamına geliyordu ve Akay da bana böyle sesleniyordu. Akay ise beyaz, dolun ve parlak ay anlamına geliyordu. Ben ona, onun bana seslendiği gibi adının anlamıyla seslenmiyorum ama onun, benim adımın anlamını sevdiği kadar çok seviyordum. Bu aramızdaki minik bir oyun gibiydi. “Hoş buldum.” dedim sadece. “Yine geç kaldın biraz. Resim çiziyordun değil mi?” Kafamı salladım. ”Evet.” dedim. Kafamı sallayınca saçım önüme geldi. Rahatsız olmuştum saçım önüme gelince. “Off,” dedim ve elimle saçımı arkaya doğru ittirmeye çalıştım. Akay gülümsedi ve elini bana doğru uzattı. Önüme gelen saçı nazikçe kulağımın arkasına doğru iterek benim başaramadığımı yaptı. Ardından “Rahatsız olduysan saçını toplayayım mı?” diye sordu. Evet anlamında kafamı tekrar sallayınca yine saçım önüme geldi. Bu kez Akay’ın dudaklarından minik bir kıkırtı kaçtı ve en sevdiğim gamzeleri göz önüne çıktı. O gülünce ben de güldüm. Oturduğu yerden ayaklandı ve arkama geçti. Elleri narin bir şekilde saçlarımı topladı. Sonra da parmaklarını kullanarak saçımı tarayarak düzeltti. Düzeltmesi bitince bileğinde her zaman hazır bulundurduğu küçük pembe lastik ile saçımı topladı. Rahatlamıştım saçım toplanınca.Sa çımı topması bittiği için yerine geçip oturdu. Ona döndüm ve “Sağ ol.” dedim. Bana baktı birkaç saniye. Sonra da “Bir şey olmaz, Çiçek.” dedi. Ona başka bir şey demeden bakışlarımı önümdeki mercimek çorbasına çevirdim. Bu çorbayı çok seviyordum. Kaşığımı aldım ve çorbanın içine daldırıp karıştırdım. İlk önce çorbamı içtim, ardından da makarnamı yedim. Hepsini bitirince kafamı kaldırıp Akay’a baktığımda onun zaten bana baktığını gördüm. Yemeğini bitirmişti ve benim de bitirdiğimi görünce “Hadi,” dedi “Bahçeye çıkalım da bana neler çizdiğini göster.” Son cümleyi söylerken gözleriyle masanın üstündeki resim defterini işaret etti. Heyecanla kafamı sallayıp “Tamam.” dedim. Saçlarımı topladığı için önüme gelmediler bu sefer. Tam resim defterini ve boyaları almak için elimi uzatmıştım ki onun eli benden önce davranarak masadaki eşyalarımı ald…