Bölüm 1
Yazar: Ozan

Gece vardiyalarından nefret ediyordum. Çalıştığım kütüphanede yedi çalışan vardı ve her birimiz haftanın bir günü gece vardiyasına kalırdık. Kış ayında olduğumuzdan güneş saat altı gibi batıyordu. Dışarıdan gelen yağmur sesini dinleyerek, raflardaki tozları aldım. Yere bıraktığım kitapları alarak ciltlerine göre sırayla dizdim. Kitaplar hep sırdaşlarım olmuştur... Onlar her zaman gerçek dünyadan kaçmam için bana yardımcı olmuşlardır. Kitapların gövdesini sefkatle okşarken telefonumdan gelen mesaj sesi ile raftan elimi çektim. Gelen mesaj ise erkek arkadaşı Çağatay’dan gelmişti. ÇAĞATAY: Sevgilim, bugün kaçta çıkacaksın? MASAL: Bugün mesaiye kaldım, saat on ikide çıkacağım . Ben yazdıktan sonra ise ekranda yine yazıyor imgesi belirdi. ÇAĞATAY: Çıkışta seni almaya geleceğim. Bir sürprizim var sana. Adımın seslenilmesi ile son kez Çağatay’a mesaj gönderdim. MASAL: Beni çağırıyorlar, sana yazacağım sevgilim. Mesajı gönderdikten kütüphenin bulunduğu salondan çıktım ve sesin geldiği çalışma alanına doğru hızlı adımlar ile yürüdüm. Bana seslenen ise kütüphanede emektar olmuş calışanlardan İlve ablaydı. İlve abla yine kütüphaneye yavrulamaya gelen kedi olan Zilliye bugün fazladan kalmış yiyeceklerden veriyordu. İlve ablanın beni neden çağırdını anlamıştım. Kedilere dokunamazdı İlve abla sevmesine rağmen o yüzden Zilliyi dışarıya çıkarmamı isteyecekti. Yanına vardığımda ise tahmin ettiğim gibi oldu. İlve abla eğildiği yerden doğrularak, bana döndü ve ağızından beklediğim sözler çıkmaya başlayacakken şöyle dedim: “indireceğim Zilliyi abla, sen işine bakabikirsin,” diyerek hem ilve ablayı kediye dokunma korkusundan kurtardım. İlve abla parıldayan gözlerle bana bakıp şöyle dedi, “Allah razı olsun kızım.” Çömelerek yerde usulca oturan Zilliyi kucağıma aldım ve yürümeye başladım. Bi yandan ise Zillinin bembeyaz tüylerini okşuyordum. Asansörün olduğu tarafa döndüğümde kapısının tam kapanacığını gördüğümde içeride birinin olduğu fark ettim ve merdivenlerden inmemek için bağırdım, “kapıyı tutarmısın,” diye seslendim. Ben asansöre doğru koşarken tam vardığımda ise kapı yüzüme kapandı. Bir anlık öfkeyle asansörün kapısının önünde, “şerefsiz,” diye fısıldadım. Bu kötü hakaretimi duyan kucağımda masumca oturan kedi bana kızar gibi mırladı. Tam ben merdivenlerden ineceğim için hüzünle merdivenlere doğru kucağımda kediyle sarsak adımlar atarken asansörün kapısı açıldı. Ben ise mutluluk ile asansöre bindim ve yanımda duran yabancıya az önce hakaret ettiğim için utançtan bakamıyordum. “Siz az önce bana şerefsiz mi dediniz.?” Evet bu soru yanımda olan ve hakaret ettiğim adamdan gelmişti. Yabancının yüzüne bakmadan konuştum, “hayır ben öyle birşey demedim, yanlış anlamışsınız.” Bu cümleleri kurduktan sonra kapı kapandı ve ben ise dördüncü kattan ineceğim kat olan zemin kattın düğmesine basacakkan bir el daha orada durdu. İkimizde göz göze geldik ve yabancının masmavi gözlerine bakarken buldum kendimi. Kemikli yüz hatları ve simsiyah saçları vardı ve kitap karakterlerinden fırlamış gibiydi. O da bana bakıyordu. Sarı saçlarımda ve beyaz tenimde geziyordu gözü... Sonra yanakları kızardı yavaşça ve önüne döndü. Tam o an kapı açıldı ve Zilliyi bir daha kütüphaneye girmemesini ümit ederek kapıya çıktım. Hava soğuktu ve karanlık havada ise gökyüzündeki yıldızlar parıl parıl parlıyordu. Yağmur dinmişti. Zilliyi kucağımdan bırakıp yere eğildim ve kafasını okşadım. “Zilli bekle ben sana mama getireyim,” dedim ve harekete geçtim. Zillinin kapıdan gitmeyeceğini biliyordum. Hızlı adımlarla kütüphanenin kafesine vardım ve bugün orada görevli olan Sibel abla beni görünce yanıma geldi. “Sibel abla, Zillinin masasından azıcık verirmisin?” “Tabii kuzum,” dedi Sibel abla ve Zillinin mamasının olduğu kaba doğru gitti. Bir tabak doldurup getirdiğinde elinde üstünde daha dumanı tüten bir bardak kahve vardı. “Al kızım için ısınsın,” diye kahveyi ve mama tabağını bana uzattı Sibel abla. O na teşekkür edip kafeden çıktım. Zillinin kütüphaneden karşısındaki sokak lambalarının b…