5.BÖLÜM-BEYAZ GELİNLİK
Yazar: Sametkılıç

“Hiç pes etmeyen kadın, fırtınalara rağmen dimdik yürüyen ve kendi ışığıyla karanlığı alt eden kudrettir.” 🦊 2 Gün Sonra: Evin taş duvarları arasında, dışarıdaki fırtınanın habercisi olan o ağır ve boğucu hava solunurken, iç mekanlarda adeta zamanla yarışan büyük, hummalı bir hazırlık hüküm sürüyordu. Babam ve Rex, düğün parodisinin en ihtişamlı, en göz boyayıcı parçasını, yani bana zorla giydirecekleri o beyaz kefeni gelinliği seçip almak üzere malikaneden ayrılmışlardı. Aynanın karşısında kendi solgun yüzümü izlerken, "Güzel bir şey alırlar herhalde," diye içimden geçirdim alaycı bir kabullenişle. Gitmeden önce, o kargaşanın içinde bana saç ve makyaj için yardım etmesi adına profesyonel bir kadını yukarıya, odama göndereceklerini sert bir dille kapıdan fısıldamışlardı; fakat aradan geçen uzun dakikalara rağmen gelen giden kimse olmamıştı. Odamda, kendi zihnimin parmaklıkları ardında tam anlamıyla mahsur kalmış gibiydim; dışarıda, ağır ahşap kapının hemen ardında ise etten birer duvar gibi dikilen, nefes alışları bile duyulan silahlı korumalar tetikte bekliyordu. Sıkıntıdan, çaresizlikten ve içimde yavaş yavaş filizlenen o hırçın isyandan dolayı dört duvar arasında adeta kafese kısılmış vahşi bir hayvan gibi durmaksızın tur atıp duruyordum. Tam o esnada telefonuma düşen keskin, mekanik bir bildirim sesiyle irkilerek yatağın yanına doğru sert adımlarla yöneldim. Ekranda Rex’in ismini gördüm; ardı ardına üç mesaj bırakmıştı. Meraktan, onun ne seçtiğini görme arzusundan içim içimi yese, kalbim göğüs kafesimi dövse de ilk anda o zehirli meraka yenilmedim, irademi korumaya çalışarak telefonu hızla yatağın saten örtüsünün üzerine fırlattım ve büyük, buğulu pencereye doğru yürüdüm. Dışarıdaki gri gökyüzüne, ormanın rüzgarla çalkalanan karanlık ağaçlarına dalgın dalgın bakarken, insanoğlunun o en zayıf noktası, yani merakım en sonunda ağır bastı. Daha fazla dayanamadım; ani bir dönüşle yatağa ilerleyip telefonu elime aldım ve Rex’in gönderdiği o dijital mesaj kutusunu açtım. Bana, gittikleri o lüks butikten seçtikleri üç farklı gelinlik fotoğrafı göndermişti. Birinci fotoğraftaki gelinliğe baktığımda içimi bir kasvet kapladı; alabildiğine kabarık, dantellerle boğulmuş, ağır ve genç bir kadını tamamen görünmez kılacak kadar kapalı, adeta sınırsız bir muhafazakarlığın simgesi gibiydi. O devasa kumaş yığınını bu ince bedenimle taşımam, o koridorlarda onunla yürümem asla mümkün değildi; tasarımı görür görmez nefret ettim, hiç hoşlanmadım. İkinci fotoğraftaki ise tam aksine, hiçbir emeğin, hiçbir estetiğin dokunmadığı, dümdüz uzanan ve alelade bir salon perdesini andıran, ruhsuz, sade bir beyaz kumaş parçasıydı; o rüküşlüğü de ilk saniyede eledim, beğenmedim. Fakat üçüncü fotoğrafı ekranda kaydırıp gördüğümde, göğsümün ortasında aylardır hissetmediğim saf bir sevinç, kırık bir umut ışığı parıldadı. Bu gelinlik son derece naifti; omuzları zarifçe açık bırakıyor, boyun kısmındaki dekoltesiyle kuğu gibi bir asalet sunuyor ve abartıdan uzak, büyüleyici bir sadeliğe ev sahipliği yapıyordu. İçimden o an yükselen bir sesle, "İşte bu, benim örtüm bu olmalı," dedim. Parmaklarımın titremesini gizlemeye çalışarak fotoğrafın üzerine dokundum ve klavyeyi açıp yanıtlama kısmına geçtim. LİA: *Rex, ben bu üçüncü fotoğraftaki gelinliği beğendim. Acele edin, düğüne sadece iki saat gibi kısıtlı bir zaman kaldı. Davetliler, misafirler malikanenin bahçesinde yavaş yavaş toplanıyor, lütfen elinizi çabuk tutun, hızlı olun.* Rex’in profilinin hemen altında beliren o yeşil "çevrimiçi" ibaresini gördüm. Mesajı okuduğunu belirten o kısa sessizliğin ardından, birkaç saniye içinde ekranıma o soğuk ama sahiplenici cevap düştü. REX: *Tamam Lia. Senin bu evlilik hususunda bu kadar aceleci, bu kadar istekli olduğunu bilmiyordum; inan bu durum beni fazlasıyla sevindirdi. Sen hiç canını sıkma, hangisini o güzel gönlün isterse tam olarak o alınacak, merak etme.* LİA: *Aslında sadece babamın o boğucu gölgesinden, bu evden bir an önce kurtulmak için acele ediyorum. Hayatımd…