4.BÖLÜM-ŞARAP
Yazar: Sametkılıç

"Hayat, bizi en beklenmedik anlarda sınayan, öfke ve çaresizlikle dolu, ama aynı zamanda küçük zaferler ve anlık mutluluklarla ruhumuzu besleyen karmaşık bir yolculuktur; bazen içimizdeki fırtınayla baş başa kalır, bazen sevdiklerimizin bakışlarında güveni bulur, bazen kendi karanlığımızla yüzleşiriz; işte bu anlarda, kırılganlığımızla birlikte içimizdeki gücü, cesareti ve hayatta kalma isteğini fark ederiz." 🦊 Sabah saat 09.45'ti. Normalde uykuyu seven biri olmama rağmen o gün erkenden uyanmıştım. Yatağımda doğrulup sağ yanımdaki aynaya gözüm iliştiğinde, yüzümle birlikte saçlarım da darmadağınık görünüyordu. Elimi saçlarıma attım; tırnaklarım diplerimi acıtana kadar kaşıdım. Ardından battaniyeyi üzerimden fırlattım. O an, odanın serin havası çıplak tenime değdiğinde içimi huzurlu bir ferahlık sardı. Yataktan kalktım, birkaç adım sonra karşımdaki büyük aynanın karşısında durdum. Yansıyan görüntüye bakarken, içimde istemsiz bir huzursuzluk belirdi. Bakımsız, dağınık, yorgun... Kendime dair görmekten en çok nefret ettiğim yüz ifadesi buydu. Buna alışmak istemediğimi biliyordum. Daha kötüsü ise, yüzümde gece boyunca birikmiş yağ tabakasının ekşi kokusu burnuma geliyordu. Bu mide bulandırıcı hisle birlikte yüzümü buruşturdum ve bir an bile kaybetmeden banyoya yöneldim. Üzerimdeki kıyafetleri aceleyle çıkarıp suyu açtım. Musluktan fışkıran sıcak suyun vücuduma çarpmasıyla birlikte derim adeta yanmaya başladı. Aniden geriye çekildim, kalbim hızlıca çarpıyordu. Sonra soğuk suya çevirdim. Soğuk damlaların tenime değmesiyle birlikte içimde keskin bir rahatlama yayıldı. Su, yanan bölgelerin acısını yavaş yavaş söndürdükçe gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Başımı musluğun altına eğip uzun süre saçlarımı ıslattım. Ardından şampuan şişesini elime aldım, avucuma sıktığım köpüğü saç diplerime masaj yaparak yaydım. Parmak uçlarımın saçlarımın arasındaki dolaşımı, suyun altında kaybolan düşüncelerimi bir nebze olsun sakinleştirdi. Duruladıktan sonra elim, banyodaki sepete gitti. Renkli şişelerin arasından vişne kokulu duş jelini seçtim. Şeffaf kırmızımsı jel avucumda toplandı; önce enseme, sonra göğüslerime, kollarıma ve bacaklarıma yaydım. Köpükler vücudumda çoğaldıkça, keseyi elime alıp üzerine de jel döktüm. Sert hareketlerle, adeta derimin altındaki öfkeyi kazır gibi yıkandım. Sonunda suyu kapattım. Banyonun aynasında yüzüm belirsiz bir siluet gibi görünüyordu. Hızla bornozumu giydim, havluyu saçlarıma sardım ve banyodan çıktım. Odanın içine girdiğimde burnuma yoğun bir vişne kokusu doldu. O koku öylesine yoğundu ki sanki duvarlardan yankılanarak bana fısıldıyordu: "Siyah giy." Dolabımın önüne geçtim. Derin bir nefes aldım, parmaklarımı kıyafetlerin üzerinde gezdirdim. Önce iç çamaşırlarımı seçip üzerime geçirdim. Ardından siyah, bol kesim pantolonumu elime aldım. Kumaşı avuçlarımın arasında kayarken kendimi daha derli toplu hissetmeye başladım. Sonra gözüme takılan yeni aldığım sıfır kollu gömleği çıkardım. Siyahın ağırlığı, vişnenin kokusuyla birleşince üzerime giydiğim her parça, sanki günün geri kalanında bana bir zırh olacaktı. Ayakkabı dolabına doğru yöneldiğimde gözüm siyah, altı patlak kırmızı topuklu ayakkabılara takıldı. Ellerim onlara uzandığında kısa bir an tereddüt ettim; çünkü topuklu ayakkabılar bana her zaman garip gelmiştir. Yine de içten içe biliyorum ki, kadınları en çok iyi hissettiren şeylerden biri bu ince, zarif ve aynı zamanda güçlü görünen topuklardır. Onları ayağıma geçirip doğrulduğumda, aynada yansıyan görüntüme baktım. Fakat bir şeyler eksikti. Uzun süre dikkatlice kendime baktıktan sonra fark ettim: Saçlarım ve makyajım. Makyaj masamın önüne geçtiğimde ilk çekmeceden saç düzleştiricimi aldım. Yanına iliştirilmiş günlük makyaj çantamı da elime aldım. Aynanın karşısına oturup düzleştiriciyi fişe taktım ve ısınmasını beklerken saçlarımı tutam tutam ayırmaya başladım. Metal plakaların sıcaklığı nihayet hazır olduğunda, saç tellerimi tek tek düzleştirmeye başladım. Her hareketle birlikte dağınıklığım azal…