ATEŞTEN YANSIMA

2.BÖLÜM-KELEBEK

Yazar:

ATEŞTEN YANSIMA - Sametkılıç kitap kapağı
ATEŞTEN YANSIMA kitap kapağı

"Özgürlüğe atılan ilk adım, çoğu zaman bir sarsıntıyla başlar korkuyla karışık bir cesaret, tanıdık zincirlerin arasından sıyrılan bir ruh. Bu adım küçüktür belki, ama ardında bir devrim taşır. Çünkü insan, kendi sınırlarını ilk kez geçtiğinde yalnızca yürümez; yeniden doğar. Artık geri dönüş yoktur. O an, kişi neye sahip olmadığını değil, kim olduğunu anlamaya başlar. 🦊 Çekicinin arkasında yavaş yavaş ilerlerken bir anda gökyüzü karardı. Bulutlar, o kurşuni, yoğun ve tehditkar siyah rengini utançsızca her yere yaydı; sanki gündüzü yeryüzünden tamamen silmek istiyor gibiydiler. Çok geçmeden, yağmurun ilk damlaları arabanın camlarına düştü; ardından ardı arkası kesilmeyen bir gürültüyle kaldırıma, kuru toprağa ve doğrudan çıplak bedenime süzüldü. O an, gökyüzünün içimde biriken o ağır, dilsiz tortuları bildiğini ve benimle birlikte, benim yerime ağladığını hissettim. Çekici kabininin içinde oturan adam, sileceklerin ritmik gıcırtısını bölen boğuk bir sesle seslendi: “Geldik hanımefendi. İşimiz biter bitmez sizi ararım, gelip alırsınız. Numaranızı verirseniz size ulaşabilirim.” Zihnim o kadar doluydu ki, konuşacak dermanı kendimde bulamadım. Sadece kibarca başımı sallayarak, “Arabanın ön camında bir kâğıt var, numaram orada yazıyor. Oradan ulaşabilirsiniz, beyefendi,” dedim. Arabadan indim. Ayaklarım yere bastığı an, buranın daha önce hiç bilmediğim, yabancı bir yer olduğunu fark ettim. Adımlarım ürkekti; yabancısı olduğum bu sokaklar, fırtınanın gölgesinde daha da tekinsiz görünüyordu. Yağmur şiddetini iyice artırmıştı; sığınacak bir saçak altı arayarak çok uzağa gidemezdim zaten. En yakındaki parka doğru yürümeye başladım. Havaya karışan toprağın kokusu ağırdı, ıslak yaprakların üstünden yürürken ayakkabılarım çürümeye yüz tutmuş doğanın üzerinde tok sesler çıkarıyordu. Parka vardığımda, ıslaklığın parıldattığı boş bir bank bulup oturdum. Elbiselerim yavaş yavaş tene yapışıyor, sırılsıklam oluyordum ama bu zerre kadar umurumda değildi. Sadece durmam ve beklemem gerekiyordu. Telefonuma uzandım. Ekranın soluk ışığı yüzümü aydınlattığında saatin epey ilerlemiş olduğunu gördüm. Hava, fırtınanın nefesiyle daha da koyulaşmıştı. Yağmurun ahşap bankta çıkardığı tıpırtılar, zihnimi uyuşturan bir uyku getiriyordu. Omuzlarıma düşen soğuk damlalar tenimi ürpertiyor, beni gerçekliğe bağlı tutan yegane hissi veriyordu. Her şeye rağmen, o donuk bekleyişe devam ettim. Ve sonra telefon keskin bir melodiyle çaldı. “Arabanız hazır hanımefendi,” dedi tamircinin o tanıdık, pürüzlü sesi. İçimde bir sevinç parladı; sanki o bozulan araba benim bu dünyadaki tek dayanağımdı. Aniden ayağa kalktım ve koşar adım tamirhaneye doğru yürüdüm. Arabanın yanına vardığımda oranın sahibiyle göz göze geldik; o gözlerdeki yorgun ve mesafeli ifadeye küçük bir baş selamı verdikten sonra ödemeyi yaptım. Ellerimi ceketimin cebine sokarken içimden sadece tek bir cümle geçiyordu: "Artık burayla bir işim kalmadı." Direksiyonun başına oturduğumda, o karmaşanın ortasında içimi garip bir huzur kapladı. Tamamen disiplinli ve kontrollüydüm. Tıpkı yıllar önce ehliyet sınavında öğrendiğim gibi, ritüeli aynalardan başlattım. Sıralı adımlarla kontrol ettim her şeyi: dikiz aynası, yan aynalar, emniyet kemeri... Derin bir nefes aldım, parmaklarım direksiyonun deri kaplamasını sıkıca kavradı. Ve sonra… Yola koyuldum. Yağmur hâlâ amansızca yağıyordu. Ama sileceklerin hızlanan ritmi sayesinde artık önümü görebiliyordum. Fırtına dışarıda hâlâ dinmiyordu; arabanın tekerlekleri, su birikintileriyle kaplı zeminde eskisi kadar sağlam yol tutmasa da, şu hayatta tek başıma ilerleyebildiğim bu metale de şükretmeliydim belki de. Hayatta elimde kalan hiçbir şey yok gibiydi; geçmişin yükü o kadar ağırdı ki, bazen her şeyi, direksiyonu, kimliğimi, anılarımı bırakıp gitmek istiyordum ama içimde derinden gelen bir ses kararlılıkla "dur" diyordu. Kafam o kadar kalabalıktı ki, düşüncelerim bir nehrin bulanık suları gibi birbirine karışıyor, neyi düşünüp neyi hissettiğimi bile kaybediyordum. Yolun bit…

Bölümün tamamını WritePad'de oku