ATEŞTEN YANSIMA

1.BÖLÜM-SOLMUŞ MENEKŞE

Yazar:

ATEŞTEN YANSIMA - Sametkılıç kitap kapağı
ATEŞTEN YANSIMA kitap kapağı

"Yalnızlık, ruhun sessiz çığlığıdır; dışarıdan sessiz, içeriden yakıcı. İnsan bu sessizliğe uzun süre maruz kalırsa, sonunda kendi yankısını gerçek sanmaya başlar. Kimse duymadığında, insan kendini unutmaya başlar. Ve unutulan bir benlik, karanlıkta kaybolan bir iz gibidir var olmuş ama görülmemiş." 🦊 Sessizliğe uyanan bir sabah daha. Odam, uykumla birlikte dağınık; yorganın altında hâlâ sıcaklığını koruyan bir boşluk. Kalktım. Gözlerimde uykunun ağır tortusu, ama ayakta olmam gerek. Babamın şirketinde çalışıyorum. Getir götür işleri. Disiplin onun için bir yaşam biçimi, benim için ise içime işleyen bir tutsaklık. Kendi hayatımı kurmak adına verdiğim her mücadele, onun gölgesinde şekilleniyor. Aynanın karşısında saçlarımı at kuyruğu yaparken, dudaklarımda yorgun bir tebessümle kendime mırıldandım: “Biraz daha kendi kendime konuşursam, ilk şizofren ben olurum. Sonra da işe geç kalırım.” Hemen toparlandım. Garaja indim. Babamın bana sadece "bir yerden bir yere gideyim" diye aldığı o eski woswos, garajın köşesinde hâlâ bana aitmiş gibi duruyordu. Onun sevgisini hiç göremedim ama o araba… Belki de tek iziydi sevgisinin. Belki de öyle olduğunu sandım. Woswosumun kapısını yavaşça açtım. İçeriye adımımı attığım anda, ehliyet sınavında öğrendiğim tüm kurallar bir bir zihnimde belirdi. Önce koltuğa oturur oturmaz kemerimi taktım; tokasının "klik" sesi sanki sabahın sessizliğinde yankılandı. Ardından dikiz aynasına göz attım. Küçük bir açı farkıyla kendimi net görecek şekilde düzelttim. Sağ ve sol aynaları da aynı titizlikle kontrol ettim. Kör noktaları hesaba katmak gerekiyordu, çünkü fark edilmeden bir felaket kadar tehlikeli olabiliyorlardı. Direksiyonun başında otururken koltuğun ayarı içime sinmedi; bir tık gerideydi. Vücudumla direksiyonun uzaklığını ölçtüm, ayaklarımın pedallara tam oturması gerekiyordu. Koltuğu öne çektim, sırt kısmını biraz daha dikleştirdim. Şimdi her şey neredeyse hazırdı. Ama "neredeyse" kelimesi burada çok şey anlatıyordu. Elimi çantama uzattım. Kumaşı yumuşak ama içi her zamanki gibi karmaşıktı. El yordamıyla aradığımı buldum: hyaluronik asit içerikli nemlendiricim. Minik, donuk pembe bir tüptü. Kapağını açtım, serin sabah havasının içinde elimdeki ürünü avucuma damlattım. Parmak uçlarımla yüzüme nokta nokta dokundurdum. Alnımın ortasına, yanaklarımın elmacık kemiklerine, çenemin ucuna ve burnumun üzerine küçük halkalar çizerek sürdüm. Ardından dikkatlice yaymaya başladım. Cildim kremi emerken içten içe bir ferahlık hissettim. Aynam olmadığından, o an sadece hissettiğim şeyi izledim: yumuşaklık, nem, uyanış… Sonra çantanın başka bir gözüne uzandım. Güneş hâlâ doğmamıştı belki ama ışık yavaşça yüzünü göstermeye başlamıştı. Ve ben asla şansa bırakmazdım. Elime 50+ SPF korumalı, geniş spektrumlu güneş kremimi aldım. Beyaz ve turuncu renkteki bu tüp, sabahlarımın vazgeçilmez koruyucusuydu. Bir parça aldım, sonra biraz daha… Yüzümün her yerine cömertçe sürmeye başladım. Özellikle burun kemiğim, elmacık kemiklerim ve alın çizgim... Göz kapaklarıma bile dikkatlice dağıttım. Sürerken gözüm, orta konsolun üstündeki allık kutusunun aynasına takıldı. Gözlerimi bu küçük aynada ararken, bir an donakaldım. Cildim ışığı öyle bir yansıtıyordu ki, makyaj yapma fikri gereksiz geldi. O parlaklık, o canlılık, o doğallık... Yüzümde başka bir şeye yer kalmamıştı. Ay gibi parlıyordum. Ne allığa ne de kapatıcıya gerek duydum. Kendime tebessüm ettim; ilk defa doğal halimle bu kadar barışıktım. Zaman daralıyordu. Bütün bu rutin, dakikaları eritmişti. Eğer biraz daha oyalanırsam işe geç kalacaktım. Hemen güneş kremini de nemlendiricinin yanına koyarak çantamı kapattım. Son bir kez dikiz aynasına göz attım. Her şey yerli yerindeydi. Elimi vitesin üzerine koymadan önce, kontağı çevirdim. Motor, nazlı bir homurtuyla uyandı. Gözlerimi yola çevirdim. Şimdi gerçekten hazırdım. Şirkete vardığımda, insanların üzerime sinmiş meraklı bakışları yine üzerimdeydi. Beni tuhaf gözlerle izliyorlardı; kimisi kıskançlıkla, kimisi alayla. Ama ben on…

Bölümün tamamını WritePad'de oku