6. Bölüm “Siyah Silüet”
Yazar: Drama Quenn

Gözlerimi yavaşça yeni bir güne aralarken odamda yoğun bir şekilde Karmen’in kokusunu alıyordum. Gözlerimi kapayıp bu cennetten gelen kokuyu içime çekerken yutkundum. Yutkunmam canımı acıtırken ellerimi boğazıma götürdüm. Ateş değmiş gibi acırken boğazım ince tiz bir inilti firar etti dudaklarımdan. Başıma artık gerçekten gelmeyen kalmamıştı, artık daha ne gelebilirdi? Üstemdeki yorganı kenara atıp ayağa kalktım ve peşimden düzelttim. Kahve yapmak istiyordum, oturup sıcak kahvemi yudumlamak ve sadece kahvemin tadına erişmek istiyordum. Odamdan çıktığım an salondaki koltukta oturur vaziyette yatan Karmen’i görmüştüm. Evet, oturur vaziyetteydi ama uyuyordu sanırım çünkü kafası öne düşmüştü. ‘Dokunma adama bırak uyusun’ Şu anda onu görmezlikten gelip mutfağa adımlarını yönlendirdim. Dünkü sinir krizinden sonra o salonda ben odamda kalmıştık, hiç birbirimizle bile karşılaşmamıştık bile. Dolabın kapağını açıp Türk kahve kavanozunu elime aldım ve yeteri miktarda kahvemi makineyi dönüp üzerine su ekledim. Kahveyi sade içen kızlardandım. Kahvenin olması için ayakta beklerken gözlerim balkona kaymıştı, sanırım gece fırtına kopmuş olmalıydı hiç dışarıda bulunan şeyler yerlere savrulmuştu şu an ise hava sakindi. Gözlerimi hafifçe yumup derin bir nefes aldım. Dünü ya da bir önceki günleri düşünmek istemiyordum artık düşünebildiğim tek şey bugün ne olacağıydı. Kahve makinesinden ‘ben oldum’ melodisini duyunca bir kupa çıkarıp doldurdum. Acaba Karmen içmek ister miydin? Omuz silkip mutfaktan çıktım ve ona doğru baktım. Nasıl böyle uyuyabilmişti? Koltuğum tek koltuk ve l şeklindeydi o da l koltuğun ucunda oturarak uyuyordu. Gömleğinin önü açılmıştı ve uyumaktan çok hırpalanmış gibi görünüyordu. Ona bakarak kahvemden bir yudum alırken “Bana yapmadın mı?” Diye sormuştu. Tabiki benim geldiğimi hissedip uyanmasın normaldi. Gözlerini açıp bana baktığında omuz silkip “Uyuyordun” dedim. Beklemediğim bir hızda aniden ayağa kalkarken esniyordu. Ellerini gömleğinin düğmelerine atıp iliklemeye başlamıştı ama yanlış ilikliyordu. Gözlerimi devirip “Hadi ama, yanlış ilikliyorsun.” Diyerek kahvemi karşıdaki masaya bıraktım ve ayağa kalktım. Bu erkekler neden bu kadar şapşaldı. Uyanınca kendilerini toparlamaları baya sürüyordu. Yanına gittiğimde gözlerini benimkilerden olabildiğince uzak tutuyor ve sadece düğmelere bakıyordu. Öyle mi? Dün öyleyken bugün böyle mi? ‘Ya herro ya merro, kontrolü eline al’ bencede. Düğmelerini iliklemeye devam ederken ellerimi tenine sürmeye başladım. Hafif bir inilti dudaklarınından firar ederken yutkundu. İçimdeki arsız Defne’ye 5 yıldız verirken göğüs kısmına gelmiştim. Burada sanki düğmeyi ilikleyemiyor gibi yapıp soğuk parmaklarımı ateş gibi yanan tenine dokundurup sürüyordum. Normalde sıcağı seven bir kız değildim ama onun sıcaklığı… konusuyla bütünleşince… Aniden kafasını geriye doğru attığında yüzünde ilk kez hafif bir gülümseme belirdi. Bu beni de gülümsetirken bana bakmadan “Bilerek yapıyorsun değil mi?” Diye sormuştu. Aaa, ben mi? Ne münasebet… ‘Salağa yat’ çak bi beşlik iç ses. “Ne, neyi? Ne oldu?” Alnını alnıma değdirdiği an gözleri beni bulmuştu. O yeşil, tapılası gözleri içime işlerken yutkundum. “Defne…” “Hı…” bir eli boynumdaki yerini aldığı zaman bacaklarım titremeye başlamıştı. Evet, bendeki etkisi buydu. Buna artık ne dersiniz, ten uyumu, toyluk… Diğer eli de boynumun diğer tarafına yerleşirken dudaklarını kulağıma doğru indiriyordu. Nefes alışverişini kulağıma verirken dudaklarım çoktan aralanmış ilikleyemedim gömleğin açıkta kalan kısmına, göğsüne elimi dayamıştım. Onun tenine dokunmak için yanıyordum. “Ah, Defne kokun…” istemsiz bir inilti döküldü dudaklarımdan. Asıl senin kokun… Dudakları dudaklarıma doğru gelirken gözlerim kapanmış ve bacaklarımı sıkıştırmıştım. “Defne beni delirtiyorsun.” Fısıltı gibi gelen sesi dik durmamı sağlayan çubuğun kırılmasına sebep olmuştu. Fısıltısına karşı onu öpmek için dudaklarımı ıslatmıştım. Dudaklarımdan istemsizce ismi döküldü, bir fısıltı gibi acı çekerken onun adını…