Ateşin Kızı ( Kóri Tis Fotiás)
Başlangıç
Yazar: Zeynep Güneş Engin

Bir dolunay gecesiydi. Sahilde oturmuş dolunayı izliyor ve daha sabah kavuran kumların serin üstüne uzanıyorduk. Kimsenin konuşmadığı, sessizliğin hakim olduğu sırada Alperenin sorusu sessiz geceyi böldü. A-Başka başı dönen var mı? Doğrulmaya çalıştım, ona bakmak ve iyi mi diye sormak istedim ama dirseğimin üstünde yükseldiğimde tüm gücüm vücudumdan çekildi. Yarı baygın şekilde tekrar kumsaldaki o ince kum katmanıyla buluştum. İçim sanki alev alıyordu, iki büklüm kumda dönüp duruyorken ağzıma, burnuma kumlar giriyor ve benim için işleri daha da zorlaştırıyordu. Duyduğum boğuk ses kalabalığını anlamak için gözümü zorla araladım. Arkadaşlarımın bir kaçı benim başımdaydı. Alperene bakmaya çalıştım. Sevgilimin iyi olduğunu görmek için iki büklüm kumda ilerlemeye çalıştım ama tek gördüğüm onun cansız gibi kuma uzanmış, hareketsiz bedeniydi. Sonrasında ise direnmeyi bıraktım. O korkmasın diye direndiğim savaşı, onun mağlup oluşunu görünce bıraktım. Tekrar tenimin serin kumla birleşmesini hissettim. İçimde kavrulan ateşin verdiği acı, serin kumların hoş serinliği ile birleşmişti. Artık uyanık ya da bilinçli değildim. Kaybolan bilincimin bulanıklaşması bana öldüğümü hissettiriyordu. Tek yaptığım bana gelen ölümü kucaklamaktı. Aynı Alperen gibi. Gözlerimi açmaya başladım. Bilincim yerine geliyordu, rahat bir yerde boylu boyunca uzandığımı hissedebiliyordum. Kolumdaki rahatsız eden hissi diğer elimle yoklamaya çalıştım. Serum? Kolumda serum mu takılıydı? Ölmemiştim. Hastanedeydim. Tabi bu sadece bir tahmindi ve haklı olduğumu görmek için hala tam açamadığım gözümün önünde uçuşan beneklerin gitmesi gerekiyordu. Yatak başlığının yanındaki hemşire çağırma tuşunu kapalı gözlerime rağmen el yordamıyla bulmuştum ve ard arda basıyordum. Gelen giden yoktu. Ya koca hastane boştu ya da ben kör gözlerimle yanlış bir tuşa basıyordum. Gözlerimin toparlamasını ve gücümü geri kazanmayı bekledim. Beş dakika düzelmem için yeterli bir süreydi. Kolumdaki serumu çekip çıkardıktan sonra doğruldum ve oturur pozisyona geçtim. Üstüme atılmış ince nevresimde olduğum hastanenin adı yazıyordu. Annemin çalıştığı hastanenin adını üstümde serili nevresimde görmeyi beklemiyordum. Gerçi bulunduğumuz noktaya en yakın hastane orası değildi o zaman beni neden daha yakın bir hastane yerine bir saat uzaklıktaki bu hastaneye getirmişlerdi? Yataktan çıktım ve artık ezbere bildiğim hastane odasında bilinç dışı hareket etmeye başladım. Sola üç adım ve kıyafet dolabı. Büyük ihtimalle gelirken üstümde olan kıyafetler bu dolaptaki tek askıda asılıydı ve kıyafetlerin tam altındaki katta ayakkabılarım vardı. Evet doğru tahmin. Dolaptan 6 adım kuzey doğu ileri, yatağın cam kenarı tarafındaki çekmece masa. Üstümdeki telefon, cüzdan ya da bu tarz ne varsa en altta ki çekmecede. Evet, telefonum burda. Başım tekrar dönmeye başlamıştı ve bu sefer deli gibi terliyordum. Doğru tuşa basmama rağmen hemşire gelmeyişini tekrar tuşa basıp onayladıktan sonra odadan çıkıp birini çağırmam gerektiğini düşündüm. Kapı kolunu tuttum ve kolu indirecekiken elim boşa düştü. El yordamıyla kapı kolunu tekrar aradım ama bulamadım. Bakmak için bakışlarımı indirdiğimde kapı kolunun yarısının olmadığını ve elimde demir rengi parlak bir sıvı olduğunu gördüm. Hassiktir ordan. Elimdeki sıvı kapı kolumu? Kapıdan uzaklaştım ve yatağa ellerimi yapıştırdım. Delinmeye başlayan çarşafa inanmadım ve serum askısını elime geçirdim. Uzun çubuk iki parça olup yere düştü. Demirin yere çarpma sesi kulağımda yankılanmaya başladı. Nefesim daralıyordu ve titremeye başlamıştım. Tek istediğim bu odadan çıkmak ve eve kadar koşmaktı. Tekrar kapıya yöneldim. Yumruklar atıyor tekme atıyor kapıyı kırmaya, açmaya çalışıyordum. Sakinleşmeye ve nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Kapıdan geri adımlar ile uzaklaşıyor ve derin nefesler alıyordum. Sakince kapıyı inceleyerek bir çözüm aradım. Beyaz tahta kapının elimin temas ettiği yerleri kararmıştı, yanmıştı. Aklıma gelen fikir ile kapıya tekrar yaklaştım. Her dokunduğunu eriten ellerime bak…