Ateşin İki Yüzü

19. BÖLÜM - Yeni Düzen

Yazar:

Ateşin İki Yüzü - İrem Özgün kitap kapağı
Ateşin İki Yüzü kitap kapağı

Ertesi gün, zihnimdeki berrak ve karanlık düşünceler birbiriyle kıyasıya çarpışıyordu. Artık bir kraliçe gibi düşünmek zorundaydım. Yemek salonunda bugün Leo ve Hansa da vardı; masada derin bir sessizlik hakimdi. Yuttuğum lokmanın ardından mendille dudaklarımı nazikçe sildim. “Bugünden itibaren taç giyme töreni için hazırlıklar başlasın. Büyük bir ziyafet verip tüm lordları davet edin; bağlılık yeminleri doğrudan taç giyme töreninde edilsin.” Sözlerim üzerine başlarını onaylar anlamda salladılar. Ancak Leo son derece gergin ve öfkeliydi. Dayanamayıp sordu: “Valen’i bana vereceksiniz, değil mi?” Bana karşı hâlçâ duyduğu bu şüphe, istem dışı olarak kaşlarımın çatılmasına neden oldu. “Verdiğim sözü tutacağım; Valen’i sana vereceğim,” dedim net ve kararlı bir ses tonuyla. Ardından bakışlarım Hansa’ya kaydı. Solgun yüzü ve buruk kalbiyle bakışları üzerimde sabitlenmişti. Bir an önce toparlanmasını, bu karanlığın içinde kaybolmamasını istiyordum. Şefkatle gözlerimi kapatıp açtım, ona ‘Ben yanındayım’ der gibi. O hafifçe gülümsediğinde, ben de aynı tebessümle karşılık verdim. Doğrulup yemek masasından kalktım. “Herkese afiyet olsun.” Diyerek odadan çıktım. Kapıda dikilen muhafızlara dönerek sordum: “Arven hangi odada?” Muhafız derin bir soluk alarak başını eğdi: “İki alt katta, sağdaki koridorun sonundaki odada, Kraliçem.” Başımı sallayıp adımlarımı o yöne çevirdim. Bu sabah hizmetkarları artık sürekli peşimden dolaşmamaları için kesin bir dille uyarmıştım. Etrafımda sürekli birilerinin olması beni fazlaca geriyor, kendim gibi rahat ve özgür hissetmeme engel oluyordu. Bu yüzden her birine farklı görevler dağıtmıştım. İkisi odamın kapısında nöbet tutup düzeni sağlıyor, ikisi kıyafetlerimle, diğer ikisi ise yemeklerimle ilgileniyordu. Zaten bir şeye ihtiyacım olduğunda onları çağırırdım; sarayın içinde adım başı gölgele olmalarına gerek yoktu. Taş merdivenlerden inip sağdaki koridoru aştım ve sonunda, sade ve düz beyaz bir kapısı olan odanın önünde durdum. Kapının iki yanında zırhlı ve kılıçlı muhafızlar nöbet tutuyordu. Beni görür görmez toparlanıp selam verdiler. Derin ve gür sesleri koridorda yankılandı: “Kraliçem.” Ardından doğrulup eklediler: “Emriniz üzere kapı kilitli tutuluyor.” Başımı hafifçe sallayıp içeri girmek istediğimi belirttim. Muhafızlardan biri anahtarla kilidi açarken konuştu: “Buyurun.” İçeri adım attığım an, buranın benim odama kıyasla oldukça küçük ve kasvetli olduğunu fark ettim. Odanın köşesinde mütevazı bir gardırop ile tek kişilik ahşap bir yatak yer alıyordu. En dipte ise kabadan yontulmuş eski, ahşap bir banyo küveti duruyordu. Duvara açılmış ince uzun pencereden içeri sızan zayıf ışık, odayı biraz olsun aydınlatıyordu. Arven, tam o pencerenin önündeki tabureye oturmuş, sessizce dışarıdaki gökyüzünü izliyordu. Önündeki masanın üzerinde bir çömlek su ve hemen karşısında boş duran diğer tabure göze çarpıyordu. Girdiğimi duymuştu lakin başını çevirip bana bakma gereği bile duymamıştı. Zindandan çıkarıldıktan sonra yıkanıp temizlendiği belliydi; üzerindeki kıyafetler narin ve temizdi. Hafifçe boğazımı temizleyerek dikkatini çekmeyi denedim. Başını yavaşça yana çevirdiğinde, profilinin yarısı görüş alanıma girdi. Kavisli burnu ve keskin çene hatları, pencereden sızan soluk ışıkta belirgin bir şekilde parıldıyordu. “Teklifin cevabı için mi geldiniz?” Kullandığı saygı dolu üslup, zihnimdeki cevabı şimdiden açıklar gibiydi. “Evet,” dedim kısaca. Elini uzatarak karşısındaki boş tabureyi işaret etti; oturmamı istiyordu. Tabureye geçip oturduğumda, tahtanın ne kadar sert ve rahatsız edici olduğunu anında fark ettim. Ancak şu an dikkatimi dağıtacak en son şey buydu. Artık yüzünü çok net görüyordum. O mavi gözleri, adeta karanlık ve dipsiz bir zindan gibiydi; bakışları insanı içine çekiyor, adeta bu odada yokmuşum gibi hissettiriyordu. “Teklifinizi düşündüm, lakin benim de eklemek istediğim bazı şeyler var,” dedi. Sakin ve kendinden emin ses tonu, istemsizce insanda merak uyandırıyordu. Kuruyan dudaklarımı ucuyla ıslat…

Bölümün tamamını WritePad'de oku